Posts Tagged ‘Sağlıklı Beslenme’

PostHeaderIcon Daha Sağlıklı Bir Yaşam Ulaşılamaz Değil

doğal beslenme

Tükettiğimiz gıdalar veya duygusal stres geçici veya  kalıcı olarak çocukluk ve yetişkinlik çağındaki insanların genlerini olumlu veya olumsuz etkileyebiliyor. Belki birçoğumuz dış etkileri çok dikkate almasak da, bilmeliyiz ki dış etkenler insan hücresinin üzerinde ciddi bir söz sahibidir. Bu durum fiziksel gücümüzü, hastalıklara karşı direncimizi ve yaşam süremiz gibi özelliklerimizi etkilemekte.

Bizim büyüklerimizin beslenme ve çevre faktörleri açısından daha sağlıklı bir dönemde yetiştikleri kesin. Günümüzde artan bilim ve teknoloji, faydalarının yanında ciddi toplumsal sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Artık çok bilinçli ve dikkatli olup bize sunulan her hazır besini tüketmememiz gerekiyor.

Günümüzde artik  ’dengeli her şeyden ama doğru miktarda’’ tüketmek sağlıklı olmak için geçmişte kalan bir yaklaşım. Neden? Artık sağlıklı meyveye, sebzeye ve ete ulaşamıyoruz. Pazarlarda sunulan mevsiminde olmayan meyve sebzeleri ve normal doğal şartlarda yetiştirilmeyen hayvanların etlerini tüketiyoruz.

Şunu artık kesin biliyoruz tükettiğimiz  bütün et çeşitlerinin %80 nin  yemleri antibiyotik içermekte.

İlaç endüstrisi bayram ediyor. Avrupa da sağlık, tarım ve araştırma bakanlıkların 2011 Nisan ayında yaptıkları bir çalışma sonucunda  yılda en az 784 ton hayvana antibiyotik verildiği tespit edildi. Ve bu maalesef reçeteli ilaç olarak normalde bize verilen iki katından daha fazla bir miktardır. Bunun bağırsak bakterilerimize etkisi kuşkusuz olumsuz. Bağırsakta bulunan sağlığımız için gerekli bakteri yok ediliyor. Bunlardan biriLactobacillus bifidus bakterisi. Bu bakteri mesela anne sütünde bulunur ve bebeklerin bağırsak florasının oluşmasına yardımcı olur. Kendi sağlığımız için çalışan olması gereken bakteriler olmazsa dışarıdan gelen bizi hasta edenlere karşı korumasız kalırız.

Meyve ve sebzeye gelince ayni şekilde Genetiği Değiştirilmiş Organizma tohumlarından yetiştirilmiş meyve ve sebzeleri tüketmekteyiz. Bu ne anlama geliyor:  Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.’ Detaylı bilgi:http://www.ntvmsnbc.com/id/25018394/

Dünyada bu sebepten arı ölümleri başlamış durumda, arılar ölüyor biz hasta oluyoruz; kanser en başta olmak üzere. Alman bilim adamı Albert Einstein“Eğer arılar yeryüzünden
kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme,
bitki, hayvan, insan olmaz”
 demişti.

Bu sebepten artık ‘Doğru ve Sağlıklı Beslenme’ nedir sorusu zor cevaplanacak.

Mümkünse güvenebildiğimiz yerlerden doğal besinler alalım. Hazır FAST FOOD gıdalardan uzak duralım. Bize lazım olan canlı besinler; Elma, Havuç, karabaş,…CANLI.

Ama her türlü MİGRODALGA’dan çıkan ve uzun süre pişirilmiş gıdalar ÖLÜ.

Ayriyeten unutmayalım vücudumuzun %75′i su, yani bizim günün çoğunu KOLA, KAHVE, ALKOL…değil SU içerek geçirmemiz lazım.

Gün içinde sıvı tüketiminin %75′i Su olsun!  Hücrelerimize, basit ama biliyorum artık zor olan alışkanlıklarla iyi bakalım sağlıklı kalmak kolay değil ama ulaşılmaz da değil.

Çoçuklarımız bizi kopyamızdır, onlara doğu örnek olalım.

Dipl. Ing. Yasemin Başar Öztürk

Alternatif  Tıp Uzmanı

www.livingnature.com.tr
www.cayagaci.com

Share

PostHeaderIcon Okula Dönüş!

Okula dönüşTam olarak üç ay boyunca çocuğumuzun okulundan ayrı geçirdiği zamanda beraberce bolca vakit geçirdik yada yaz kurslarına göndererek boşa geçecek zamanı engellemek istedik. Ancak bu gün itibari ile yeni bir eğitim dönemi daha başlamış oldu. Çocuğumuz ya ilk olarak okulla tanışacak, ya da daha önce okulla tanışmıştı ancak bir üst sınıfa devam edecek.

Özellikle yeni okula başlayacak çocukların ebeveynleri kısa süreli bir şaşkınlığın ardından duruma hakim olmak zorundadır. Çünkü yeni tecrübelerinin şaşkınlığı çocuklarının üzerinde daha da belirgin olacaktır. Durumu idare etmeleri gerekmektedir.

Çocuklarının o yaşlarına kadar geçirmiş oldukları deneyimleri başlayan bu yeni dönemde duruş ve davranışlarına etki edecek ve şekil verecektir. Her döneminde baştan tanımaya çalıştığımız çocuklarımızı o dönemlerinde özellikle “genç ergen” baş kaldırışları ile birlikte anlamakta biraz daha zorlanacağımız gerçeği ile birlikte, tecrübeli annelerden yardım alabileceğimiz bir mecrada çocuğumuz için kısa süreler geçirmek faydalı olacaktır. Anneysen.com bu iş için biçilmiş kaftan olup, sorun odaklı tartışma başlıkları altında son derece faydalı paylaşımlarda bulunacağınız gerçeğini hatırlatmak isterim.

Çocuğunuzun eğitim öğrenim ile ilgili tüm sorunlarına yardımcı çözümler üretebilmek, özellikle sağlıklı beslenme konusunda gerekli bilgileri almak için lütfen tıklayın; okula dönüş.

Kaynak: http://www.annelereozel.com/cocuk-psikolojisi/okula-donus.html

Share

PostHeaderIcon Tuzu Kaldırın Artık Sofranızdan

Hepinize merhaba. Sizlere hijyen , sağlıklı beslenme, yani bizler için en doğru olan şeyler hakkında tüm bildiklerimi anlatmak için burdaydım ancak bir önceki yazımda belirttiğim gibi “temizlik yapmalıyım, her yeri köpük köpük yapmalıyım” diye etraflıca bir bahar temizliğine girişince kendimi de bloğumu da unuttum sanırım. Ne yapayım, bu da benim hijyen takıntımdan dolayı geliyor başıma.

Gelelim sizlere bahsedeceğim bugünkü önemli meseleye. Son zamanlarda artan kanser vakaları, her gün uzak veya yakın tanıdıklarımızdan aldığımız kanser haberleri zaten canımı çok sıkmaya başlamıştı. Üstüne bir de bugün öğle saatinde ablamın bu hastalığa yakalandığı haberini alınca dünya başıma yıkıldı sanki. Uzun süren telefon sohbetlerinden, “Niye sen? Niye bizim başımıza geldi? “ sorularından sonra asıl sormamız gerekenin “- Bu hastalıktan uzak yaşamak için ne yapmalıyız?” olduğuna karar verdim. Neyse ki ablamın hastalığı çok korkunç boyutlarda değil. İnanıyorum bir an evvel eski sağlığına kavuşacağına. İşte yaşananlar böyle ciddi şeyler olunca oturup ta kaderimize razı olmak büyük delilik bence. Artık günümüzde yaşam çok zor ve hayatımız cahilliği affetmiyor. Bende bu yüzden bu lanet hastalıktan uzak durmak için neler yapmalıyız? Ne yiyip ne içmeliyiz? Onları araştırdım bütün gün internette.

Bütün öğrendiklerimi tek tek anlatacağım buradan sizlere. İlk olarak tuz mesela. Tuzun adını hep diyetlerde uzak durulması gereken adi bir beyaz olarak duyarız genelde. Ancak ciddi bir kanserojen madde olduğunu söylüyor uzmanlar. Ben bu önerileri (her ne kadar sağlıklı beslenme konusunda da takıntılı olsam da) hiç dikkate almamıştım, alamadım yani, tuz olmadan bir lezzet almıyordum yemeklerden. Misal erik. Bayılıyorum bu yeşil ekşi eriğe ki, şimdi tam mevsimi ve her yerden , her manavdan yeşil yeşil bakıyorlar bana. İşte ben bu meyveyi tuza öyle bir banarım ki her yeri bulanır tuzla, eriğin yüzü gözü görünmez tuzdan. Ama böyle severim işte. Sadece bu değil, diğer yediklerimde de ciddi miktarlarda tüketirim bu beyaz şeyi.

Maalesef bugün Erkan Topuz’un yazısında ülkemizin tuz ihtiyacını karşılayan Tuz Gölü’müzün başta etraftan gelen kanalizasyon sularıyla, kireçle zaten kirli olduğunu okudum. Yani tuz en başta mikroplarla yola çıkıyor. Bu çıkıştan sonrası tuzu yıkayıp öğüten sonra da piyasaya süren fabrikalara kalmıştır. Bu yıkama ve öğütme işleri de çok önemlidir. Steril ortamlarda işlenen, paketlenen tuzlar ölçülü kullanılırsa fazla zarar vermiyor midemize ancak az evvel dediğim gibi steril ortamlarda hazırlanması gerekiyor soframıza gelmeden önce. Bunun için sofranızda tertemiz tuz kullanmak istiyorsanız güvendiğiniz markanın, son  derece hijyenik olarak hazırlanmış olan ürünlerini kullanmanız gerekiyor.

Erkan Topuz’a göre kaya tuzunu tercih etmeliymişiz. Buna her zaman uyamıyoruz maalesef. Ama piyasada artık gerçekten güvenilir, işini ciddiyetle yapan, maddi karını değil de insan sağlığını gerçekten önemseyen firmalara ait ürünler bulabiliyoruz. Takıntılıyım demiştim hani  bir ürünü gerçekten sevdiysem ve güvendiysem ondan başkasına gözüm bakmaz artık. Geçte olsa tanıdığım ve tek kullanımlık olmalarından, hijyenik üretime sadık kalan Kotanyi’nin ürünleri mutfağımda iyice yer etmeye başladılar. Önemli olan midemize giren şeyin temizliği ve sağlıklı olması değil midir? Kullanırken İçimize sinmeli, hiçbir endişemiz olmamalı değimli?

Kotanyi’nin ürünleri arasında tuz da var. Üstelik çeşit çeşit, damak zevkinize göre farklılaştırılmış, öğütülmeye hazır, şık değirmen şişesiyle beraber sunuluyor bize. Deniz tuzu, iyotlu sofralık tuz ve benim en sevdiğim çeşidi olan otlu tuzu bile var.

Temiz olarak işlenmiş, paketlenip servis edilmiş ürünleri tüketerek elbette ki ölçülü miktarda tüketerek midemizi kanserden biraz olsun uzaklaştırmış olacağız arkadaşlar. Bu belki küçük bir ayrıntıdır ancak ülkemizde mide kanserine yakalananlar sayısına göre dünyada ikinci sıradaymışız. En büyük nedeni de bol acılı kırmızı biber, turşu gibi yiyecekleri fazlaca tükettiğimizdenmiş. Tamam, hepimiz birer gurme olmasak da ağız tadımıza düşkünüz ve yemeklerin lezzetini önemseriz ancak artık sağlığımızı lezzetin de üstünde tutmanın zamanı gelmedi mi? Hem lezzetli hem de sağlıklı yemekler yapmak tabii ki mümkün. Biz hanımlara çok iş düşüyor benden söylemesi !…

Share