Archive for the ‘Sağlıklı Beslenme’ Category
Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirin
Bağışıklık sistemimiz vücudu çeşitli mikroorganizmalara karşı koruyan mükemmel bir savunma mekanizmasıdır. Ancak zayıf bir bağışıklık sistemi işlevini yerine getiremez. Bağışıklık sistemiyle ilgili en önemli şey denge ve uyum içinde doğru çalışmasının sağlanmasıdır. Bu da beslenme düzeni, besin takviyeleri ve yaşam tarzı değişiklikleri ile elde edilebilir. Bağışıklık sisteminini güçlü, vücudu enfeksiyonlardan uzak tutabilmek için bazı kurallara uyulması gerekir.
Bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkileyen ilk durum sigara ve alkol kullanımıdır. Bağışıklığın geliştirilmesi için hijyen de çok önemlidir. Gıdaların hazırlanmasında temizlik kurallarına uyulması, yemeklerden önce ellerin yıkanması şarttır. Diyet kepekli tahıllar, taze meyve, sebze ve lif gibi yararlı besinlerin yüksek oranda tüketilmesi, diyabet, tansiyon gibi problemlerin dengede tutulması, rutin sağlık taramaları ve en az 8 saat uyumak güçlü bir bağışıklık sisteminin gerekleridir.
Bağışıklık sisteminin geliştirilmesinde bu kurallara uyulmasının yanısıra bazı doğal preparatların da kullanılması önemlidir. Bu bitkisel ürünler bağışıklık fonksiyonlarında değişimlere neden olur. Bilinen en iyi 10 bağışıklık arttırıcı şöyle sıralanmaktadır:
1- C ve E vitaminleri: E vitaminleri çok güçlü antioksidanlardır. Mikropları yok etmek ve yeni hücre oluşumunu tetiklemek için çalışırlar. Yaşlanmaya bağlı bağışıklık fonksiyon bozukluklarını önlerler. E vitamini tahıllar, tohumlar, yağlarda bulunur. Yaşam tarzına bağlı olarak değişmekle birlikte bir kişinin günlük E vitamini ihtiyacı 100-400 mg arasındadır. C vitamini ise en iyi bağışıklık güçlendiricilerdendir. Alyuvar ve antikorların üretimini uyarır. Kalp, tansiyon ve bazı kanser türleri ile ilgili hastalıkların oluşma riskini azaltır. Bir günde 200 mg alınması gerekir. Meyve ve sebzelerden elde edilebilirler.
2- Glutatyon : Bağışıklık hücreleri başta olmak üzere tüm hücrelerin daha uzun yaşamaları için bilinen bir antioksidandır. Antikor üretimini arttırır. Günlük 500 mg tavsiye edilen bu madde sarımsak ve soğanda bulunur. sifaliotlar.org
3- C0Q10 : (Koenzim Q-Ten) Bağışıklık sisteminin virüsleri yok etme yeteneğini geliştiren çok güçlü bir antioksidandır. Günlük 200 mg alınması önerilir. Yağlı tohumlar, etler ve bazı sebzelerde bulunur. sifaliotlar.org
4- Quercetin: Hücrelerin işleyişini geliştiren bir flavonoiddir. Hastalık ve iltihaplara yol açan toksinleri engellemektedir. Mevsimsel virüslere karşı bağışıklığı hızlandırır. Günde 500 mg alınması gereken bu madde meyve ve sebzelerde bulunur.
5- Sarımsak: Glutatyon barındırmasının yanısıra allinase adlı bir enzim de bulundurmaktadır. Çok faydalı sağlık etkinliği vardır. Günlük 1 diş çiğ ya da yemeklerle pişmiş olarak alınması yeterlidir. sifaliotlar.org
6- Zerdeçal: Hastalıkların önlenmesinde yüz yılı aşkın süredir kullanılmaktadır. Günlük 200 miligramı bağışıklığı destekler.
7- Üzüm Çekirdeği Özü: Kanser hücrelerini öldürücü natural killer denilen özel hücrelerin gelişmesine yardımcı olur. Natural killer adı verilen bu hücreler vücutta bulunan bozulmuş, kanserleşmiş hücreleri ve mikropları öldürür. Günlük 500 miligram tüketilmesi gerekir. sifaliotlar.org
8- Çinko ve Selenyum : Vücutta bulunan hücreleri uyararak bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olan önemli minerallerdir. Antikor üretimine katkıda bulunarak virüslerin bağlanması ve yokedilmelerini sağlar. Günde 250 mg çicko, 50 mg selenyum alınmalıdır.
9- Beta Glukan: Bu madde de NK (Natural Killer) hücrelerinin işleyişini güçlendirir. Bu hücreler hastalıklara karşı vücudun ilk savunma silahıdır. Grip virüslerine bağlanır ve yabancı maddelerin bağışıklık hücrelerini yok etmelerini engeller. Hergün 100 miligram alınması önerilir. sifaliotlar.org
10- Melatonin: Bağışıklık sistemindeki hücrelerin birbirleri ile iletişim kurabilmesi için gerekli bir hormondur. Yatmadan önce alınan 10 mg. Bağışıklık sistemini düzenleyecektir.
Daha Sağlıklı Bir Yaşam Ulaşılamaz Değil
Tükettiğimiz gıdalar veya duygusal stres geçici veya kalıcı olarak çocukluk ve yetişkinlik çağındaki insanların genlerini olumlu veya olumsuz etkileyebiliyor. Belki birçoğumuz dış etkileri çok dikkate almasak da, bilmeliyiz ki dış etkenler insan hücresinin üzerinde ciddi bir söz sahibidir. Bu durum fiziksel gücümüzü, hastalıklara karşı direncimizi ve yaşam süremiz gibi özelliklerimizi etkilemekte.
Bizim büyüklerimizin beslenme ve çevre faktörleri açısından daha sağlıklı bir dönemde yetiştikleri kesin. Günümüzde artan bilim ve teknoloji, faydalarının yanında ciddi toplumsal sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Artık çok bilinçli ve dikkatli olup bize sunulan her hazır besini tüketmememiz gerekiyor.
Günümüzde artik ’dengeli her şeyden ama doğru miktarda’’ tüketmek sağlıklı olmak için geçmişte kalan bir yaklaşım. Neden? Artık sağlıklı meyveye, sebzeye ve ete ulaşamıyoruz. Pazarlarda sunulan mevsiminde olmayan meyve sebzeleri ve normal doğal şartlarda yetiştirilmeyen hayvanların etlerini tüketiyoruz.
Şunu artık kesin biliyoruz tükettiğimiz bütün et çeşitlerinin %80 nin yemleri antibiyotik içermekte.
İlaç endüstrisi bayram ediyor. Avrupa da sağlık, tarım ve araştırma bakanlıkların 2011 Nisan ayında yaptıkları bir çalışma sonucunda yılda en az 784 ton hayvana antibiyotik verildiği tespit edildi. Ve bu maalesef reçeteli ilaç olarak normalde bize verilen iki katından daha fazla bir miktardır. Bunun bağırsak bakterilerimize etkisi kuşkusuz olumsuz. Bağırsakta bulunan sağlığımız için gerekli bakteri yok ediliyor. Bunlardan biriLactobacillus bifidus bakterisi. Bu bakteri mesela anne sütünde bulunur ve bebeklerin bağırsak florasının oluşmasına yardımcı olur. Kendi sağlığımız için çalışan olması gereken bakteriler olmazsa dışarıdan gelen bizi hasta edenlere karşı korumasız kalırız.
Meyve ve sebzeye gelince ayni şekilde Genetiği Değiştirilmiş Organizma tohumlarından yetiştirilmiş meyve ve sebzeleri tüketmekteyiz. Bu ne anlama geliyor: Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.’ Detaylı bilgi:http://www.ntvmsnbc.com/id/25018394/
Dünyada bu sebepten arı ölümleri başlamış durumda, arılar ölüyor biz hasta oluyoruz; kanser en başta olmak üzere. Alman bilim adamı Albert Einstein, “Eğer arılar yeryüzünden
kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme,
bitki, hayvan, insan olmaz” demişti.
Bu sebepten artık ‘Doğru ve Sağlıklı Beslenme’ nedir sorusu zor cevaplanacak.
Mümkünse güvenebildiğimiz yerlerden doğal besinler alalım. Hazır FAST FOOD gıdalardan uzak duralım. Bize lazım olan canlı besinler; Elma, Havuç, karabaş,…CANLI.
Ama her türlü MİGRODALGA’dan çıkan ve uzun süre pişirilmiş gıdalar ÖLÜ.
Ayriyeten unutmayalım vücudumuzun %75′i su, yani bizim günün çoğunu KOLA, KAHVE, ALKOL…değil SU içerek geçirmemiz lazım.
Gün içinde sıvı tüketiminin %75′i Su olsun! Hücrelerimize, basit ama biliyorum artık zor olan alışkanlıklarla iyi bakalım sağlıklı kalmak kolay değil ama ulaşılmaz da değil.
Çoçuklarımız bizi kopyamızdır, onlara doğu örnek olalım.
Dipl. Ing. Yasemin Başar Öztürk
Alternatif Tıp Uzmanı
Okula Dönüş!
Tam olarak üç ay boyunca çocuğumuzun okulundan ayrı geçirdiği zamanda beraberce bolca vakit geçirdik yada yaz kurslarına göndererek boşa geçecek zamanı engellemek istedik. Ancak bu gün itibari ile yeni bir eğitim dönemi daha başlamış oldu. Çocuğumuz ya ilk olarak okulla tanışacak, ya da daha önce okulla tanışmıştı ancak bir üst sınıfa devam edecek.
Özellikle yeni okula başlayacak çocukların ebeveynleri kısa süreli bir şaşkınlığın ardından duruma hakim olmak zorundadır. Çünkü yeni tecrübelerinin şaşkınlığı çocuklarının üzerinde daha da belirgin olacaktır. Durumu idare etmeleri gerekmektedir.
Çocuklarının o yaşlarına kadar geçirmiş oldukları deneyimleri başlayan bu yeni dönemde duruş ve davranışlarına etki edecek ve şekil verecektir. Her döneminde baştan tanımaya çalıştığımız çocuklarımızı o dönemlerinde özellikle “genç ergen” baş kaldırışları ile birlikte anlamakta biraz daha zorlanacağımız gerçeği ile birlikte, tecrübeli annelerden yardım alabileceğimiz bir mecrada çocuğumuz için kısa süreler geçirmek faydalı olacaktır. Anneysen.com bu iş için biçilmiş kaftan olup, sorun odaklı tartışma başlıkları altında son derece faydalı paylaşımlarda bulunacağınız gerçeğini hatırlatmak isterim.
Çocuğunuzun eğitim öğrenim ile ilgili tüm sorunlarına yardımcı çözümler üretebilmek, özellikle sağlıklı beslenme konusunda gerekli bilgileri almak için lütfen tıklayın; okula dönüş.
Kaynak: http://www.annelereozel.com/cocuk-psikolojisi/okula-donus.html
Tek dolumluk baharatlar
Bizim insanımızı anlayamıyorum bir türlü. Ne zaman bir yolsuzluk, usulsüzlük veya bir kandırmaca yapılsa gıkları çıkmaz. Bir takım firmalar ne idüğü belirsiz ürünleri sürer pazara ve bile bile alır kullanırlar, bazen de bu feci bir kandırmacayla yapılır, yoğurda nişasta, kaşara bilmem ne katarak yedirmeye çalışırlar ve yine kimse ses çıkarmaz. Fakat gerçek anlamda sağlık düşünülerek, insan sağlığına kıymet verilerek, özenle, titizlikle üretilen, paketlenen ve sunulan malzeme çıksa ortaya mutlaka bir kusur bulurlar bir şekilde.
Kotanyi’nin baharat değirmenleri de çıktığı ilk günden beri müthiş bir saldırıya maruz kalıyor. Ben tek dolumluk olmalarını şiddetle önerdiğim ve her zaman takdir ettiğimden ilk günden beri kullanıyorum bu ürünleri. Ama bir ürünü alıp kullandıktan sonra kutusunu atma alışkanlığı, kültürü yok maalesef ülkemizde. Birinden boşalan bir kaba diğerini aktarırız aman tutumlu olalım diye. Sağlıklı olup olmaması hiç mühim değil, yeter ki çöpe gitmesin, ziyan olmasın. Defalarca yıkarız, defalarca kullanırız. Bu habire yıkanıp kullanılan malzeme cam olsa neyse, plastik şişeler, bidonlar hababam yıkanıp yeniden girer mutfağımıza.
Yıllardır bilinen bir gerçek var ki plastik kaplar gerçekten çok zararlı. İçine ister kuru madde koyun, ister sıvı, ister soğuk, ister sıcak. Zamanla o plastiğin içindeki kimyasallar bir şekilde içine koyduğunuz gıda maddesine işliyor ve kanserojen bir maddeye dönüştürüyor. Şimdi uzun uzun bahsetmeyeceğim çünkü daha önce ayrıntılarıyla anlatmıştım plastiğin kötü etkilerini. İşte bu nedenle Kotanyi’nin bu tek dolumluk değirmenleri kadar güvenli ve hijyen bir ürün tanımıyorum arkadaşlar. Zaten baharatlar çok uzun süre tazeliğini koruyabilen gıdalardan değiller. Bir süre sonra aromasını ve lezzetlerini kaybediyorlar. Baharatların bulunduğu değirmenler ise kullanım boyunca elden ele gezdiğinden yeterince mikrobu zaten barındırıyorlar üstünden ve atın gitsin bir kerecik. Atın da yepyeni, taze taze , mis gibi baharatlar girsin yeniden mutfağınıza. Her gün mutlaka olmadık bir şeye para ödüyorsunuzdur. Ya sizin boş bir anınızda, ya çocuğunuz mızıldandığında, ya hiç hesapta yokken hiç ihtiyacınız olmayan bir şeye para ödüyorsunuzdur eminim. Çünkü ben de çok yaparım bu durumu. Lüzumsuz bir çok şeye para öderken bir de gerçekten gerekli olan bir ürüne para verin ve atın. Hiç de içiniz sızlamasın çünkü böylece hem kendinizin, hem de sevdiklerinizin sağlığını korumuş oluyorsunuz.
Bu kadar celallelmemin nedeni tesadüfen rastladığım bu sitedeki yorumlar oldu. Dikkat ederseniz yorumlarda ne baharatların kalitesinden, ne lezzetinden şikayet var. Olamaz da zaten çünkü 128 yıllık köklü bir geçmişe sahip Kotanyi. Tek memnuniyetsizlik boşalan değirmenlerin atılmak zorunda olmasından kaynaklanıyor. Tutumlu ülkeyiz elbette, koskoca değirmenler nasıl atılır değil mi?
Zaten şimdilerde bu değirmenleri bir türlü kabullenemeyen tüketici için poşet baharatlar sundu. Hemen “hani poşet zararlıydı?” muhabbetine girmeyeceğim. Çünkü poşetlerin de kalitesi var ve siz zaten bu baharatları aldıktan sonra hemen kendi saklama kabına boşaltacaksınız. Ondan sonra zaten o saklama kabını yıkayıp yıllarca kullanırsınız.
Sonuç ne olursa olsun , baharatın içinde bulunduğu kap, şişe, kavanoz… her neyse işte, o maddenin hiçbir önemi yok, önemli olan içindeki baharatın kalitesi, hijyenik olması, güvenirliliği. Gerisi boş!
