Archive for the ‘Sağlık’ Category

PostHeaderIcon Çalışan Annelere Tavsiyeler

Günümüzde kadınların iş dünyasındaki etkin konumu, anne olmalarıyla birlikte birçok yönden zorlayıcı bir hal alıyor. Kadınlar çalışma hayatı ve anneliğin birlikte getirdiği sorunlara çare ararken, www.anneysen.com üyesi çalışan anneler de yaşadıklarını hem anket, hem de soru-cevap platformlarında birbirleriyle paylaşıyor. Rakamlar ve görüşler, çalışan anne olmanın kolay olmadığını vurguluyor. Çalışma hayatı ile ilgili anketlere katılan annelerin % 28’i iş yerleriyle doğum izni konusunda sorun yaşadığını söylüyor,%17’si ise bebekleri 2 aylıkken çalışmaya başlamak zorunda kaldıklarını iletiyor.

www.anneysen.com uzmanlarından Psikolog Yasemin Duçe, çalışan annelerin yaşadığı sıkıntılara yönelik sorulara yanıt vererek, onlar için yol gösterici önerilerde bulundu.

Çalışan anneler suçluluk duygusundan nasıl kurtulabilir?

Anne olmak, çalışıyor ve gün içinde çocuğunu göremiyor olmak suçluluk duygusunu beraberinde getiriyor. Annelerin, kendileri çalışırken çocuklarını emanet ettikleri kişilerle ilgili olarak içleri rahat ve güvenleri tam ise, suçluluk duygusu kendisini daha az gösterebiliyor. Öncelikle bu duyguyla ilgili farkındalık kazanmak ve bu duyguyu kabul etmek önemli. Bundan sonra ise, birlikte geçirilen zamana odaklanmak, bu zamandan olabildiğince keyif almak ve tadını çıkartmak gerekiyor. Birlikte geçirilen eğlenceli ve neşeli zamanlar ne kadar çok olursa, bunlarla ilgili anılar da o kadar iyi hatırlanır. O zaman, birlikte olamamaktan dolayı duyulan suçluluk ya da üzüntü değil, birlikteyken paylaşılanlar ve anne-çocuk arasında gelişen ilişkinin mutluluğu ve samimiyeti önem kazanır. Bana göre annelik, çocuğunuzla aynı duyguları paylaşmaktır. Bunun için sürekli birlikte olmak, aynı mekanda yan yana olmak gerekmiyor. Hatta çalışan annelere eve geldiklerinde, her gün bebeklerini bir süre uzaktan gözlemlemelerini ve bu gözlemlerini, örneğin bebeklerindeki değişiklikleri, her gün farklılaşan tepkilerini not etmelerini öneririm. Böylece bebeklerini daha dikkatli inceleyecekler ve değişiklikleri daha çabuk fark edeceklerdir. Anne ve bebek zaman içinde birbirlerini daha iyi tanıyacaklar, ilişkileri daha derin olacaktır.

Yoğun çalışan ve eşinden destek alamayan anneler nasıl yardım istemeliler?

Eşinden istediği desteği alamayan annelere ilk tavsiyem, öncelikle koşulları gözden geçirmeleridir. Eşlerinden destek alamamalarının nedeni onların çalışma koşullarından mı, çocuk bakımıyla ilgili güvensizliklerinden ve tedirginliklerinden mi, kişilik özelliklerinden mi, başka nedenlerden mi kaynaklanıyor, bunu anlamaya çalışmaları gerekir. Bunların içinde kendilerinin değiştirebilecekleri şeylere yönelebilirler. Örneğin eşlerinin de çocuk bakımıyla ilgili bilgi sahibi olabileceği kaynaklara ulaşmasını desteklemek ya da çocukla ilgili daha fazla sorumluluk vermek ve verilen sorumluluğu farklı bir şekilde yerine getirmesini saygıyla karşılamak yararlı olacaktır. Çocuk bakımında eşlerin her ikisinin de önemli sorumlulukları paylaşmaları, bu dönemde özellikle erkeklerin istekli olmaları gerektiğini düşünüyorum. Eşlerin yanı sıra, destek alınabilecek diğer kaynakları ihtiyaçlara göre belirlemekte yarar var. Hem çocuk bakımında hem de ev işlerinde bir desteğe ihtiyaç duyulduğunda ve bir tek kişinin bunları yerine getirmesi istendiğinde çeşitli sıkıntılar yaşanabilmektedir. Burada görev tanımlarını doğru yapmakta, çalışanın iş yükünü iyi algılamakta yarar var. Ayrıca, yakın çevreden (akraba, arkadaş vb. gibi) alınabilecek destekleri de gözden geçirmekte, çeşitli ajanslara başvurmakta ve çeşitli başvuruları referanslardan yararlanarak değerlendirmek çözüm sağlar.

“Süper anne sendromu” sizce var mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“Süper anne sendromu” tanımını son zamanlarda oldukça fazla duyuyoruz ve okuyoruz. Ancak, burada sadece anneliğe yönelik, anne olduktan sonra ortaya çıkan bir durumun söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Anne olduktan sonra bir çocuğun sorumluluğunu ve bakımını üstlenmek ve yaşantısındaki diğer değişikliklere adapte olmakla ilgili olarak kadınlar önceki yaşantılarının üzerine birçok şey ekliyorlar. Yani, kadınların anne olmadan önceki yaşantılarına baktığınızda, örneğin kontrol etmeyi, planlı olmayı, işinde gelişmeyi, iyi organize olmayı seven bir yapıları varsa, annelikten sonra da bu genellikle devam ediyor. Sanırım “süper anne” dediklerimiz, birçok sorumluluğu ve işi bir arada götürebilenler.

Yasemin Duçe kimdir?

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. Bir yıl gönüllü olarak İngiltere’de özel ihtiyaçları olan epilepsili çocuklar ve gençlerle çalıştı. Ege Üniversitesi Gelişim Psikolojisi Bölümü’nde Yüksek Lisans yaptı. 0-12 yaşındaki çocuklara yönelik çeşitli merkezler ve okul öncesi kurumlarda yaklaşık 10 yıl yönetici ve uzman olarak çalıştı. “Gelişimsel Geriliği Olan Çocuklar İçin Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı” eğitiminin yanı sıra çeşitli sertifika programlarına katıldı ve seminerler verdi. Almanya’nın Lübeck kentinde PEKiP® (Prag Ebeveyn Çocuk Programı) Grup Yöneticisi eğitimini başarıyla tamamladı ve 0-1 yaşındaki bebekler ve ebeveynlerine yönelik pedagojik grup çalışmasını Türkiye’de ilk defa hayata geçirdi. Halen BÜMED Merak Eden Çocuk Anaokulu’nda sorumlu müdür olarak çalışmaktadır. Evli, 3 ve 4,5 yaşlarında iki çocuk annesidir.

Share

PostHeaderIcon Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirin

bağışıklık sistemiBağışıklık sistemimiz vücudu çeşitli mikroorganizmalara karşı koruyan mükemmel bir savunma mekanizmasıdır. Ancak zayıf bir bağışıklık sistemi işlevini yerine getiremez. Bağışıklık sistemiyle ilgili en önemli şey denge ve uyum içinde doğru çalışmasının sağlanmasıdır. Bu da beslenme düzeni, besin takviyeleri ve yaşam tarzı değişiklikleri ile elde edilebilir. Bağışıklık sisteminini güçlü, vücudu enfeksiyonlardan uzak tutabilmek için bazı kurallara uyulması gerekir.

Bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkileyen ilk durum sigara ve alkol kullanımıdır. Bağışıklığın geliştirilmesi için hijyen de çok önemlidir. Gıdaların hazırlanmasında temizlik kurallarına uyulması, yemeklerden önce ellerin yıkanması şarttır. Diyet kepekli tahıllar, taze meyve, sebze ve lif gibi yararlı besinlerin yüksek oranda tüketilmesi, diyabet, tansiyon gibi problemlerin dengede tutulması, rutin sağlık taramaları ve en az 8 saat uyumak güçlü bir bağışıklık sisteminin gerekleridir.

Bağışıklık sisteminin geliştirilmesinde bu kurallara uyulmasının yanısıra bazı doğal preparatların da kullanılması önemlidir. Bu bitkisel ürünler bağışıklık fonksiyonlarında değişimlere neden olur. Bilinen en iyi 10 bağışıklık arttırıcı şöyle sıralanmaktadır:

1- C ve E vitaminleri: E vitaminleri çok güçlü antioksidanlardır. Mikropları yok etmek ve yeni hücre oluşumunu tetiklemek için çalışırlar. Yaşlanmaya bağlı bağışıklık fonksiyon bozukluklarını önlerler. E vitamini tahıllar, tohumlar, yağlarda bulunur. Yaşam tarzına bağlı olarak değişmekle birlikte bir kişinin günlük E vitamini ihtiyacı 100-400 mg arasındadır. C vitamini ise en iyi bağışıklık güçlendiricilerdendir. Alyuvar ve antikorların üretimini uyarır. Kalp, tansiyon ve bazı kanser türleri ile ilgili hastalıkların oluşma riskini azaltır. Bir günde 200 mg alınması gerekir. Meyve ve sebzelerden elde edilebilirler.

2- Glutatyon : Bağışıklık hücreleri başta olmak üzere tüm hücrelerin daha uzun yaşamaları için bilinen bir antioksidandır. Antikor üretimini arttırır. Günlük 500 mg tavsiye edilen bu madde sarımsak ve soğanda bulunur. sifaliotlar.org

3- C0Q10 : (Koenzim Q-Ten) Bağışıklık sisteminin virüsleri yok etme yeteneğini geliştiren çok güçlü bir antioksidandır. Günlük 200 mg alınması önerilir. Yağlı tohumlar, etler ve bazı sebzelerde bulunur. sifaliotlar.org

4- Quercetin: Hücrelerin işleyişini geliştiren bir flavonoiddir. Hastalık ve iltihaplara yol açan toksinleri engellemektedir. Mevsimsel virüslere karşı bağışıklığı hızlandırır. Günde 500 mg alınması gereken bu madde meyve ve sebzelerde bulunur.

5- Sarımsak: Glutatyon barındırmasının yanısıra allinase adlı bir enzim de bulundurmaktadır. Çok faydalı sağlık etkinliği vardır. Günlük 1 diş çiğ ya da yemeklerle pişmiş olarak alınması yeterlidir. sifaliotlar.org

6- Zerdeçal: Hastalıkların önlenmesinde yüz yılı aşkın süredir kullanılmaktadır. Günlük 200 miligramı bağışıklığı destekler.

7- Üzüm Çekirdeği Özü: Kanser hücrelerini öldürücü natural killer denilen özel hücrelerin gelişmesine yardımcı olur. Natural killer adı verilen bu hücreler vücutta bulunan bozulmuş, kanserleşmiş hücreleri ve mikropları öldürür. Günlük 500 miligram tüketilmesi gerekir. sifaliotlar.org

8- Çinko ve Selenyum : Vücutta bulunan hücreleri uyararak bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olan önemli minerallerdir. Antikor üretimine katkıda bulunarak virüslerin bağlanması ve yokedilmelerini sağlar. Günde 250 mg çicko, 50 mg selenyum alınmalıdır.

9- Beta Glukan: Bu madde de NK (Natural Killer) hücrelerinin işleyişini güçlendirir. Bu hücreler hastalıklara karşı vücudun ilk savunma silahıdır. Grip virüslerine bağlanır ve yabancı maddelerin bağışıklık hücrelerini yok etmelerini engeller. Hergün 100 miligram alınması önerilir. sifaliotlar.org

10- Melatonin: Bağışıklık sistemindeki hücrelerin birbirleri ile iletişim kurabilmesi için gerekli bir hormondur. Yatmadan önce alınan 10 mg. Bağışıklık sistemini düzenleyecektir.

Share

PostHeaderIcon Daha Sağlıklı Bir Yaşam Ulaşılamaz Değil

doğal beslenme

Tükettiğimiz gıdalar veya duygusal stres geçici veya  kalıcı olarak çocukluk ve yetişkinlik çağındaki insanların genlerini olumlu veya olumsuz etkileyebiliyor. Belki birçoğumuz dış etkileri çok dikkate almasak da, bilmeliyiz ki dış etkenler insan hücresinin üzerinde ciddi bir söz sahibidir. Bu durum fiziksel gücümüzü, hastalıklara karşı direncimizi ve yaşam süremiz gibi özelliklerimizi etkilemekte.

Bizim büyüklerimizin beslenme ve çevre faktörleri açısından daha sağlıklı bir dönemde yetiştikleri kesin. Günümüzde artan bilim ve teknoloji, faydalarının yanında ciddi toplumsal sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Artık çok bilinçli ve dikkatli olup bize sunulan her hazır besini tüketmememiz gerekiyor.

Günümüzde artik  ’dengeli her şeyden ama doğru miktarda’’ tüketmek sağlıklı olmak için geçmişte kalan bir yaklaşım. Neden? Artık sağlıklı meyveye, sebzeye ve ete ulaşamıyoruz. Pazarlarda sunulan mevsiminde olmayan meyve sebzeleri ve normal doğal şartlarda yetiştirilmeyen hayvanların etlerini tüketiyoruz.

Şunu artık kesin biliyoruz tükettiğimiz  bütün et çeşitlerinin %80 nin  yemleri antibiyotik içermekte.

İlaç endüstrisi bayram ediyor. Avrupa da sağlık, tarım ve araştırma bakanlıkların 2011 Nisan ayında yaptıkları bir çalışma sonucunda  yılda en az 784 ton hayvana antibiyotik verildiği tespit edildi. Ve bu maalesef reçeteli ilaç olarak normalde bize verilen iki katından daha fazla bir miktardır. Bunun bağırsak bakterilerimize etkisi kuşkusuz olumsuz. Bağırsakta bulunan sağlığımız için gerekli bakteri yok ediliyor. Bunlardan biriLactobacillus bifidus bakterisi. Bu bakteri mesela anne sütünde bulunur ve bebeklerin bağırsak florasının oluşmasına yardımcı olur. Kendi sağlığımız için çalışan olması gereken bakteriler olmazsa dışarıdan gelen bizi hasta edenlere karşı korumasız kalırız.

Meyve ve sebzeye gelince ayni şekilde Genetiği Değiştirilmiş Organizma tohumlarından yetiştirilmiş meyve ve sebzeleri tüketmekteyiz. Bu ne anlama geliyor:  Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.’ Detaylı bilgi:http://www.ntvmsnbc.com/id/25018394/

Dünyada bu sebepten arı ölümleri başlamış durumda, arılar ölüyor biz hasta oluyoruz; kanser en başta olmak üzere. Alman bilim adamı Albert Einstein“Eğer arılar yeryüzünden
kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme,
bitki, hayvan, insan olmaz”
 demişti.

Bu sebepten artık ‘Doğru ve Sağlıklı Beslenme’ nedir sorusu zor cevaplanacak.

Mümkünse güvenebildiğimiz yerlerden doğal besinler alalım. Hazır FAST FOOD gıdalardan uzak duralım. Bize lazım olan canlı besinler; Elma, Havuç, karabaş,…CANLI.

Ama her türlü MİGRODALGA’dan çıkan ve uzun süre pişirilmiş gıdalar ÖLÜ.

Ayriyeten unutmayalım vücudumuzun %75′i su, yani bizim günün çoğunu KOLA, KAHVE, ALKOL…değil SU içerek geçirmemiz lazım.

Gün içinde sıvı tüketiminin %75′i Su olsun!  Hücrelerimize, basit ama biliyorum artık zor olan alışkanlıklarla iyi bakalım sağlıklı kalmak kolay değil ama ulaşılmaz da değil.

Çoçuklarımız bizi kopyamızdır, onlara doğu örnek olalım.

Dipl. Ing. Yasemin Başar Öztürk

Alternatif  Tıp Uzmanı

www.livingnature.com.tr
www.cayagaci.com

Share

PostHeaderIcon Kimyasallar ve Sağlığa Zararları

zararlı kimyasallarSoluduğunuz hava kullanılan kimyasal maddeler sebebiyle içeride ve dışarıda sürekli kirleniyor.Yaşadığımız mekanların inşasında ve döşemesinde kullanılan malzemelerde; yapıştırıcılarda, halılarda, boyalarda, PVC pencerelerde, mobilyalarda, tekstil ürünlerinde; temizlik malzemelerinde, oda spreylerinde, parfümlerde, saç spreylerinde, kişisel bakım ürünlerinde ev içi havanız zararlı kimyasal maddeler tarafından zehirleniyor.

Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerjisi olsun ya da olmasın bu kimyasallara maruz kalan birçok çocukta ve yetişkinde havayolu hassasiyeti oluştuğunu belirtiyor. Alerjisi ve Astımı olan kişilerde ise bu maddelere fazla ölçüde maruz kalmak astım alevlenmesini de beraberinde getiriyor. Astım alevlenmesine neden olan uyaranların başında kimyasal madde buharı ve sigara geliyor. Astımlı yetişkinler çamaşır suyu, parfüm gibi sık kullanılan kimyasallarla şikâyetlerinin arttığını rahatça ifade edebiliyorken; çocuklar için bunu fark etmek daha zor oluyor.

Astımlı olmayan anne ve babaların, kendi hayatlarında doğal bir şekilde kullandıkları kimyasalların olumsuz etkilerini çocuklarında astım sıkışması olarak gösterebileceğini düşünemeyebiliyorlar. Özellikle evlerde ve okullarda hijyen olması için çamaşır suyu, kolonya, anti-bakteriyel el temizleme jeli gibi malzemelerin kullanılmasının bir çok astımlı çocuk için ataklara sebep olmakta.

Çocukların gelişiminde el becerilerinin arttırılmasına yönelik çalışmalar çok önemli bir yer tutarken, kullanılan kokulu yapıştırıcıların astım için büyük tehlike oluşturduğunun altını çiziyor. Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, son zamanlarda okul çağında alerjik bronşit /astımı olan çocuk sayısındaki artışın, birçok okulda kokusuz yapıştırıcıların kullanımını arttırdığını belirtiyor.

Nuhoğlu, kapalı ortamlardaki havanın temiz kokmasını sağlamak amacıyla kullanılan oda ve araba spreylerinin zararlarına değiniyor ve çamaşırların yıkanması sırasında kullanılan yumuşatıcıların kurutma işlemi açık havada yapıldığında sorun yaratmadığını; kışın ev içinde kalorifer petekleri üzerinde kurutmanın kimyasal buharı oluşturduğunu ve astımlılar için en güçlü atak tetikleyicisi olduğunu sözlerine ekliyor.

Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu astım hastalarının ev havasını temiz tutmak için, evde çoğunlukla ahşap malzeme kullanılmasını, boya ve yapıştırıcılarda su bazlı kokusuz malzemelerin seçilmesini, duvardan duvara halı kullanılmamasını, ev temizliğinde doğal sabun kullanılmasını veya kimyasal sıvı temizleyicilerin kokmayacak şekilde az kullanılmasını, hijyen için çamaşır suyu kullanılmamasını, çamaşırların ev içinde kurutulmamasını, oda ve araba parfümleri kullanılmamasını, ev içinde kişisel parfüm ve saç spreyi sıkılmamasını, ev içinde hiç bir odada sigara vb tütün ürünlerinin tüketilmemesini, tadilatlar sırasında mümkünse evde durulmamasını veya çocuğun uzaklaştırılmasını tavsiye ediyor.

Share