Archive for Ağustos, 2010

PostHeaderIcon Sigaranın zararlı etkilerini azaltan bitkisel formüller

Herkese merhaba,

Yaz sıcaklarının üzerine giren Ramazan ayı biraz zorluyor sanırım herkesi. Belki bir itiraf olacak bu ama oruç tutmak daha da zor gelmeye başladı bana. Elbette sıcakların bununla çok ilgisi var ancak benim asıl sorunum sigara. Sağlık ve hijyen konusunda bu kadar takıntılı olan birinin böyle bir alışkanlığı olması kabul edilir değil biliyorum ama işte kabul ediyorum bağımlıyım! Günde kaç tane içtiğimin bir önemi yok, sabah kalkar kalkmaz bir bardak su kadar ihtiyaç duyuyorum sigaraya misal. Bu bile bir bağımlılık göstergesiymiş bunu da öğrendim.

Sigarayı bırakma konusunda hiçbir zaman kararlı olmadım. Hatta düşünmedim bile çünkü hep bir keyif olarak gördüm bu lanet şeyi. Taaki babam dördüncü kez anjiyo olana kadar. İlk ikisi bacağındandı, damarları tıkanmıştı hem de çok fena. Aradan bir yıl geçmeden şimdi de gözü etkilendi bu tıkalı damarlarından dolayı. Ve son anjiyo da işe yaramadı babamın gözünü etkileyen damarı açmaya. Şimdi sol gözü artık buğulu. İşin acı yanı babamda bir inat sormayın J. En son kardeşimin anlattığına göre anjiyo olmaya giderken hastane kapısında içmiş bir tane. “Yeminle son sigaram” diye kandırmış herkesi. Bir tek annemi kandıramıyor Allahtan. Yoksa babamın damarları bu kadar bile dayanamazdı herhalde.

Geçenlerde tv’de Gülben Ergen’in konuşmasına rastladım. Tam 25 yıl sonra bırakmış sigarayı. Gerçi daha 40 gün olmuş bırakalı, zaman ne gösterir bilinmez ancak yine de kırk gün az bir süre değil elbette. Şimdi sizlere sigaranın zararlarını anlatacak değilim, artık gözümüze sokulan reklamlar, kanser vakaları, ölüm haberleri, hastalıklar…hepsi zaten anlatıyor bize. Bırakmak elbette kesin çözüm ancak kendine güvenemeyenler, daha sonra bırakırım diye niyetlenenler veya hiç bırakmak istemeyenler de var elbette. En azından etkilerini azaltacak formüller var çok şükür. Ne  kadar işe yarıyorlar bilmiyorum ama hiç olmazsa vicdanımızı biraz rahatlatırlar diye düşünüyorum. Her şeyde olduğu gibi yine bitkiler koşuyor imdadımıza. Sigaranın kötü etkilerini azaltan bir yığın formül sunuyor uzmanlar. Bende birkaçını buldum sizin için. İşte nikotinin zararlı etkisini azaltan bitkisel kürler, bitkiler ve meyveler :

  • İbrahim Saraçoğlu : Her ay 5 gün 1 bağ tereyi 1 günde bitireceksiniz. Salatanın içinde değil ayrıca tüketeceksiniz. Yarısını öğleden önce, diğer yarısını da öğleden sonra. Limon sıkabilirsiniz üzerine. Fakat 5 gün uygulayıp bırakacaksınız. Bu kürü uygularken idrara çıkıldığında yanma hissedebilirler. Bu zararlı bir şey değil. Aynı zamanda idrar yollarını da temizliyor. Balgam çıkartmaya 2., 3. gün başlarlar. Daha rahat nefes alırlar. Tere anfizeme karşı da bir mucizedir. Ayda bir defa 5 gün uygulayıp bırakacaksınız.
  • Çilek: sigaranın zararlı etkisini büyük ölçüde azaltır. Bu nedenle sigara içilen bir ortamda dahi bulunuyorsanız mutlaka bol bol çilek yeyin.
  • Yeşil çay : Sigara kullanımının toksik etkisini azaltıcı etkisi vardır.
  • Sarımsak: En önemli tarafı  tiryakileri nikotin zehirlenmesine karşı koruyor. Bilimsel araştırmalara göre kanser tümörlerini önlemeye yardımcı olduğu belirlenen sarımsak, sinir sistemini ve kan dolaşımını düzenlediği için vücuda güç ve enerji veriyor.
  • C Vitamini: C vitamini birçok bağımlılığın tedavisinde gerçekten yararlı olup, vücudu detoksifiye eden ve bir çok zararlı maddeyi vücuttan uzaklaştıran bir vitamindir. Bununla birlikte vücutta serotonin hormonunu artıran hindi eti, muz, kakaolu süt, ceviz, badem, fındık stres düzeyini azaltıp mutluluk hormonunu artırarak sigara içme isteğini azaltma konusunda yararlı yiyecekler arasında yer almaktadır.

İşte bu konuda araştırma yaptığınız zaman ancak üç beş tane öneri bulabiliyorsunuz sigaranın etkilerini azaltmak için. Sonuç olarak bu etkilerden kurtulmanın tek yolu kesin olarak sigarayı bırakmak. Ben yavaş yavaş yaklaşıyorum bu fikre. Dilerim sizlerde öyle düşünürsünüz şayet içiciyseniz.

Share

PostHeaderIcon Doğal baharatlarla zayıflayın

Yaza girerken sıkı bir diyete girip mayo ve bikinilerinin keyfini çıkaranların bu rüyasının bitmek üzere olduğu kesin. Nasıl olsa zayıfladım diye bir süre sonra tekrar rahat rahat yemeye başlarlar. Kesin diyorum çünkü bunlardan biri de benim. Deniz sezonu açıldıktan yirmi gün sonra ( hatta daha da erken), bir de uzun süredir sizi görmeyen yakınlarınız “aaa, ne kadar zayıflamışsın” diyorlarsa hemen diyet programı sona erer. Tabii ölçü kaçtıktan sonra sil baştan yeni diyet listeleri, az yemeler, hatta aç kalmalar felan… ömür törpüsü yani.

Şimdilerde 2011 kış sezonu diye bangır bangır yeni trend kış modasının haberleri, reklamları dönmeye başladı. Bir an evvel fazla kiloları atmak lazım çünkü kışlık kıyafetlerin bir de bu derdi var. Kalın kazaklar, bol tişörtler altına kolaylıkla saklanabiliyor fazla yağlar :) bu yüzden de daha fazla kilo almaya müsait olunuyor. Bir de eski kiloları da veremeden üzerine eklersek halimiz duman bayanlar! Bu satırları okuyan erkekler için tüm bunlar saçma gelecektir ancak bu hem estetik açıdan hem de sağlık açısından ciddi bir durum aslında.

Şayet benim gibi sıkı diyetlerden sıkılıyorsanız, “kibrit kutusu büyüklüğünde peynir” cümlesinden nefret ediyorsanız, spor yapmak zul geliyorsa daha doğal yollara başvurmanızı öneririm. Belki uzun vadede verirsiniz  kilolarınızı ama daha sağlıklı kurtulursunuz onlardan.

Bitkisel ve doğal tedavi konusunda uzman olan Ender Saraç bu konuda yaşam kurtaran öneriler sunuyor. Ve bu önerilerin ana maddeleri doğal baharatlar.

  • Zerdeçal, nane ve yeşil elma kokularını günde 25-30 kere derin derin içinize çekerek, iştah merkezinizi rahatlatabilir, açlık hissinizi bastırabilirsiniz.
  • Zayıflama sürecinde bitki çayları büyük yardımcıdır. Mesela gazımız varsa rezene çayı, iştahımız çok fazlaysa ıhlamur çayı, sindirimimiz zayıfsa zencefil çayı, hormon krizlerinden dolayı daha çok yiyorsak adaçayı, metabolizmayı canlandırmak için yeşil çay, bağırsakları çalıştırmak için sinameki çayı, şekerimiz çok yüksekse kekik çayı gibi bitkisel çayları tüketebiliriz.
  • Diyetlerde baharatlar çok önemli! Mesela zencefil yağları yakar, zerdeçal karaciğerden toksin attırır,biberiye iyi bir antioksidandır, kekik şekeri düşürür, sarmısak zayıflamaya yardımcı olur. Bir de özel ayurveda tabletleri var. Bunlar, zayıflamaya yardımcı, yan etki oranı son derece düşük olan, güvenilir doğal preparatlar. Bu tabletler de metabolizmayı
    canlandırıyor, aynı zamanda kişinin incelmesine ve iştahının azalmasına katkıda bulunuyor.
  • Önemli hatırlatma: Almanya’da yapılan bir araştırmada yeşil elma ve nane koklayan kişilerin, (bunların aromatik yağları da olabilir) daha hızlı kilo verdiği saptanmış.

(http://www.saglikbilgisi.gen.tr/ayurveda-uzmani-dr-ender-saractan-zayiflama-onerileri.html)

Bu öneriler, sıkı diyete girmekten korkan, aç kalmak istemeyenler için çok güzel ve doğal fikirler. Hem sağlığımızı bozmadan, hem aşırıya kaçmadan, hem de mis gibi aromalarla bütünleşerek kilo vermek kadar güzel bir şey olabilir mi? Üstelik özellikle kış günlerinde  sıcacık bir bitki çayı kadar keyif veren başka bir şey düşünemiyorum. Hem zaten baharatsız bir mutfak düşünemiyorum. Tavuk mis gibi kekik kokmazsa, güveç sarımsaksız olursa, sütlaçın üstüne tarçının o nefis aroması yerleşmezse ne zevki kalır ki bu lezzetli yemeklerin.

Baharatla dost bir mutfak zaten kendiliğinden getiriyor sağlıklı beslenme alışkanlığını. Siz siz olun mutfağınızdan eksik etmeyin bu baharatları. Hem taze hem de doğal, bir de bu baharatlar güvenilir ellerde  işlenip, sağlıklı ambalajlarda paketlenip sunulmuşsa bizlere içimiz hepten rahat oluyor zaten.

Share

PostHeaderIcon Susuzluğa iyi gelen baharat ve meyveler

Son on gündür bize çöl hayatı yaşatan bir ilçede yaşıyorum. Deniz kenarı olan bu küçük ilçede günün hangi saati arasanız bir damla su bulamıyorsunuz. Belediyemiz bizi kurutmaya kesin kararlı diye düşünüyorum artık. İnsanlar denize girmeye korkuyor çünkü evlerde bir damla su bulunmadığından, duş almak bir rüya olduğundan gidemiyorlar denize. Günde 15 saat su kesintisinin akılsızlığını canım başkanımıza çığlık atarak iletmek istiyorum ama ara ki bulasın. Son ihtimal de internetin bütün sitelerine bu mevzuyu haber yapıp güzel ilçemizi cümle aleme ilan etmek istiyorum. Bir de son bir vurgun planım var ki o daha etkili olacaktır; Uğur Dündar’a haber vermek :) . En kesin çözüm bu galiba.

Malum, birkaç gün sonra ramazan ayı başlıyor. Fiziksel serinliğin yanına bir de içsel serinlik telaşı başlayacak. Çölde gezen bedevilere döneceğiz haberiniz olsun. Merakımdan biraz araştırdım, susuzluğu ne hafifletir, oruç en zararsız şekilde nasıl tutulabilir diye :) . İnanamayacaksınız, hani şu lezzet versin diye yemeklerde kullandığımız baharatların bir kaçı bile susuzluk için tam bir ilaçmış. Meyve ve sebzeler zaten bir şifa deposu. Elbette hiç bir şey suyun yerini alamıyor ancak, vücudumuzu biraz rahatlatmanın da kimseye zararı olmaz. İşte baharat ve meyvelerin birkaçı:

Demirhindi: aslında Hint hurması da deniliyormuş. Baklagiller ailesindenmiş ve ekşi , mayhoş tadı nedeniyle insana ferahlık ve serinlik verirmiş. Susuzluğu gidermesi özelliğinden dolayı özellikle Arap ülkelerinin vazgeçilmeziymiş. Nerelerde bulabiliriz bilemiyorum fakat mutlaka aktarlarda veya büyük marketlerde bulunabilir. Denemeye değer.

Bamya çiçeği: Bitkinin çiçekleri çay yapımında kullanılıyormuş. Kırmızı rengi ve çok hoş kokusu olduğu söyleniyor. Gün içinde 2-3 fincan içilmesi bile tokluk hissi verip özellikle susuzluğu gideriyor, uzun süre su içme ihtiyacı duymamanızı sağlıyormuş. Bu bitkiden çayınızı demleyip iftardan sonra yada sahurda içebilirsiniz.

Elma: Susuzluğa en iyi çözüm getiren, vücudumuza su kazandıran en faydalı meyve olarak gösteriliyor. Özellikle sahurda bir adet elma yiyip yatmanız tavsiye ediliyor.

Muz: içeriğinde %75 oranında su bulunduğundan tam bir su kaynağı. Özellikle vücudun su dengesini koruyup kalp atışlarını düzenliyormuş. Ben pek muz sevmeyenlerdenim ancak denemekte fayda var galiba.

Kekrede: aktarlarda ‘hibiscus’ adıyla satılıyormuş. Bu bitki ile yapılan çay insana ferahlık verip susuzluğunu gidermekte mucizevi bir etkiye sahipmiş.

Salatalık: Elbette içeriğinde en çok su bulunduran sebzelerden biridir ve özellikle iftardan sonra çok tüketilmesi öneriliyor.

Bu önerilerin yanında yemek seçiminde taze sebzeler kullanınca sanırım oruç tutmak biraz da olsa kolaylaşacak ve çok sarsmayacak. Eminim bunlar gibi bir çok etkili bitki ve otlar, baharatlar vardır. Doğa bize nimetlerini sunmuş durumda ve bize sadece onları değerlendirmek kalıyor.

Doğa aslında bize su mucizesini de vermiş ancak onu bile gerektiğince kullanamıyoruz :) . Bir arıtma tesisi kuramayan yönetimlerin elinde, kocaman denizin kenarında susuzluktan kırılarak yaşamaya çalışıyoruz işte. Galiba bir sonraki yazımda, kaç gün yıkanmadan dayanabiliriz? Diye bir yazı yazacağım:). Suyunuz bol olsun arkadaşlar!..

Share

PostHeaderIcon GDO Nedir Allah aşkına?

Tatil rehavetinden sıyrılmak çok zormuş son birkaç günde bunu anladım. Eve gelir gelmez bilgisayarıma yapışacağımı ummuştum ama klavyeye karşı bu kadar soğuk olacağım hiç aklıma gelmemişti. Her neyse, sıcaklar hala devam etse de tatil günlerimiz sonlanmış oldu ve ben biraz olsun rahatlamış durumdayım şu an. Ne kadar eğlenceli olursa olsun, ne kadar keyifli bir tatil olsa da belli bir süre sonra ‘ of bitsin artık!” diye dırdır edenlerdenim.

Son birkaç haftada televizyon ve gazetelerden uzak kalınca bir çok önemli konulardan haberdar olamadım elbette. Bugün ne var ne yok diye geçmiş günlerin özetlerine bakınca özellikle sağlık konusunda önemli bir adım atıldığını okudum (http://www.bianet.org/bianet/tarim/123877-gdolu-25-urun-turkiyede). Ancak bu adımın doğrumu yanlış mı olduğu tartışılır elbette. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından GDO’lu ürünlerin ithaline izin verilmiş. 25 adet genetiği değiştirilmiş ürün artık ülkemize rahatlıkla girecek, yem, gıda (rafine yağ) ve pamuk lifi olarak kullanılacak. Yıllardır büyük tartışma konusu olan GDO’lu ürünlerin daha geçen yıla kadar ülkeye girişi durdurulurken ,kesinlikle izin verilmeyeceği bakanlık tarafından bile birkaç kere dile getirilmişken şimdi birdenbire serbest bırakılması insanların kafasını iyiden iyiye karıştırdı. Bu konudaki yaygın karar, üretim şirketlerin yönetim üzerindeki baskısı. Sonuç ne olursa olsun GDO’lu ürünlerin yapısı, yararı veya zararları gerçekten bir muamma.

Aslına bakarsanız ben genleriyle oynanmış, özünü kaybetmiş ürünlerin asla kullanmak istemem. Ürün topraktan çıktığı an olduğu gibi, mis gibi gelmeli soframa, içe sine yemeliyim doyasıya, rahatlıkla tüketmeliyim. İşte söz konusu GDO, yani genleriyle oynanmış gıda olunca bu güveni bulmak elbette mümkün olmuyor. Aynanın diğer bir yüzüne bakınca GDO, bitkilerin doğanın olumsuz etkilerine karşı savaşma gücü verdiği, daha dirençli oldukları, bu nedenle tarım ilaçlarına gerek kalmadan yetişmelerine olanak vermesi gibi olumlu etkileri de var (http://www.ntvmsnbc.com/id/25018394/). Hangi tarafından bakarsanız bakın en ağır taraf olumsuz yanları oluyor gdo nun. Bunca tantana bu nedenle çıkıyor zaten. Yüzlerce hatta belki binlerce örgüt kuruldu gdo karşıtı olarak, milyonlarca insan kampanyalar başlattı bu ürünlere karşı. Özellikle insan sağlığını ve çevreyi etkileyecek büyük bir tehlike olarak görülüyor bu ürünler.

Bilim adamların ortak görüşüne kulak verince tereddütsüz GDO’ lu ürünlere notunuzu veriyorsunuz zaten. Açıklamaları ve gerekçeleri çok net : Ürün içerisine verilen gen, o ürünü yiyen insanı da etkileyecektir. O ürünün tohumları çevreye yayılınca, doğanın dengesi de etkilenecektir. Bundan sonrası da daha net değil mi zaten? Doğanın dengesinin bozulması yeterince açıklıyor durumun korkunç yönünü.

Bu kadar verimli topraklara sahip  bir ülkede, kendi üretimimizi yeterince yüceltmeden, halkının neredeyse tamamının kabul etmediği ürünlerin ithali konusunda bu kadar ısrarcı olan yöneticilerimizi anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Ben mutfağıma giren her ürünün, her yiyeceğin, her içeceğin özel olmasını istiyorum. Lezzetli, sağlıklı, özel ve güvenli. Sizlerde bunun için gayret edin lütfen. Ne kadar seçici olursanız, tüketmek istemediğimiz ürünler talep görmeyecek ve piyasadan sessiz sedasız silineceklerdir inanın bana. Kimse sağlığımızdan değerli değil, hiçbir şey bizden ve sevdiklerimizden daha özel değil.

Share