Archive for Temmuz, 2010
Kırmızı Biber İle Zayıflerken Dikkat Edin
Son günlerde ki en büyük takıntım kilolarım. Deniz sezonunu çoktan açmış olmama rağmen şu üzerimdeki pareoyu çıkaramadığım için çok kızgınım kendime çok. Artık konu diyet olunca önünüze bin bir türlü diyet listesi, bin bir çeşit bitkisel yöntem seriliveriyor. Şayet “ben oramı buramı kestirmem” deyip bıçaklı lazerli yöntemlerden uzak durmak istiyorsanız en uygun yöntem kesinlikle bitkisel çözümlerdir.
Söz konusu diyet ve zayıflama olunca öncelikler zaten belli, spor ve sağlıklı beslenme. Bunları ihmal etmeden uygulasanız bile ancak olduğunuz kilonun üstüne çıkmama gibi bir başarı sağlayabiliyorsunuz. Vücudunuza önceden depoladığınız o yağ deponuzu eritmek oldukça zor olabiliyor spora ve yediğiniz doğal besinlere rağmen. Bu nedenle şiddetli bir yardımcı gerekebiliyor o yağları olduğu yerden söküp atabilmek için. Doğa zaten bu durumlar için mucizeler yaratmış vakti zamanında. Ne yalan söyleyeyim benim bile hala yeni yeni haberdar olduğum mucize bitkiler var. Hani yıllardır yediğim veya soframa geldiği zaman burun kıvırdığım bitkiler, baharatlar aslında bir şifa deposu, sıkı birer sağlık dostu imişler ama hiç haberim yokmuş gerçekten.
Evet konu diyet ve şiddetle zayıflama olunca (ki bunu hem de bir an evvel istiyorum), ablamla son zamanlarda sürekli bu konuyu konuşur oldum. Dergi ve gazetelerde sıklıkla duyduğum yeni moda diyet (yada buna diyete-zayıflamaya yardımcı da diyebiliriz) yöntemi var son günlerde. Acı biber hapı, özü, sütü vb. işte her ne ise içeriğinde acı kırmızı biber olan ürünlerin zayıflattığı söyleniyor, yazılıyor, çiziliyor.
Bu ürünlerden birini kullanan deneklerden biri de ablam. Geçen ay acı biber içeren bir hap ile 5 kilo verdiğini söyledi. Çok güzel bir sonuç bu aslında. Üstelik ablamın söylediğine göre (tembeldir birazcık!) spor yapmadan, yediklerine çok dikkat etmeden vermiş bu kilolarını. Bu benim kulağıma çok daha güzel geldi ancak bu ürünlerin kullanımı henüz güvenli olarak görülmüyor. Bu ürünler ilaç olarak satılsa dahi tıp dünyası tarafından hala ilaç olarak kabul görmüş değil. Son duruma bakarsak, belki düşük sayıda olsa da bu ürünler yüzünden birkaç kişi hayatını kaybetmiş durumda. Haliyle endişeleniyor insan, kilo vermek uğruna canından olmak ne kadar doğru olur ki?
Burada (http://www.haber7.com/haber/20090929/Kirmizi-biberli-zayiflama-ilaclarina-dikkat.php) okuduğum habere göre bu ürünlerin doktor kontrolünde olması ve ürünlerin içeriğinin çok iyi bilinmesi gerekiyor. Mesela bu ürünlerde bulunan sibutramin ve orlistat etken maddeleri insan sağlığını tehdit edebiliyormuş. Ve beslenme şekli düzene sokulmadan da zaten bu ürünler güvenli de olsalar tek başına yeterli olamıyorlarmış.
Galiba en güzeli doğal hali ile yetinmek. Lezzetine vararak, kokusunu duyarak, içimize sindirerek tüketmek. Bunun için oldukça zengin bir ülkemiz var. Acı kırmızı biberin vatanı sayılırız neredeyse. Sağlığımız için en uygunu olan bu. Ne kadar doğal ise o kadar sağlıklı.
Unutkanlık Belasından Nasıl Kurtuluruz?
Ben titizimdir, pimpirikliyimdir, tam bir obsesifimdir özellikle hijyen konusunda ancak bir o kadar da unutkanımdır ne yazık ki. Ne yazık ki diyorum çünkü bu durum ilk başlarda zararsız gibi görünüyor biliyorum. Misal; etrafınızda kaç kişiye sorarsanız sorun mutlaka “ – aaaa, evet ya, bende çok unutkanımdır” diyecektir. Şu an bu yazıyı okuyan her on kişiden üçünün bu sıkıntıyı taşıdığından eminim. Benim derdim bu basit durumdan biraz daha fazladır kesinlikle.
İleri derecede bir unutkanlığa sahibim ve bunun için öncelikle hep pratik çözümler aramaya başlamıştım. Bulmaca çözerek, kitap okuyarak, mini bir not defteri tutup önemli bilgilerimi kaydederek ve bunun gibi bir çok yöntem denedim. Ama başarılı olmuyor söyleyeyim. Bu saydığım yöntemler arasında severek yaptığım tek şey kitap okumak oldu. Diğerlerini hiç uygulayamadım. Zaten çok güzel, zengin bir kitaplığı olan bir kitap kurdu nasıl olurda hafızasında tutamaz bilgileri, anlayamıyorum. Çok sevdiğim bir yazarın veya şairin güzel bir öyküsünü yada şiirini , kitabı on kere de okusam aklımda tutamam. Hani öyle insanlar vardır, koyu bir sohbetin ortasında “şair derki…” diye mükemmel bir cümle döker ortaya, bayılırım. Yok bende bu yetenek.
Bu kadar mı ileri derecede bu unutkanlığın? diyeceksiniz biliyorum, gerçekten böyle sızlanmamı gerektirecek kadar büyük bir sorun bu unutkanlık benim için. Yeni tanıştığım birinin bırakın nereli olduğunu (zaten bu nerelisin? sorusundan nefret ederim) , adını bile ancak beşinci karşılaşmamdan sonra aklımda tutabiliyorum. Hatta bazen bu onuncu bile olabiliyor. Telefon numaraları veya adresler mümkün değil aklımda kalmazlar. En hayati ilacım dahi olsa unuturum ki en son geçen ay düzenli kullanmam gereken bir kutu ilacımdan her gün birini içmeyi unuttuğumdan ilaç bitme günü elimde hala 10 tablet kalmıştı ve doktorumdan bir yığın azar işitmek durumunda kaldım. Yani anlayacağınız bunca pratik tek başına yeterli olmuyor. Yanına bitkisel veya tıbbi yardımcılarda gerekiyor.
Unutkanlığın en büyük nedeni B12 vitaminiymiş. Bu vitaminin eksikliği büyük unutkanlıklar yaşanmasına neden oluyormuş. Benim en büyük korkum ileri yaşlarda Alzheimer hastalığına yakalanmak. Takıntılıyım biliyorum ancak bir o kadar da hastalık korkum vardır. Mümkün olduğunca erkenden önlemini alıp, hangi hastalık olursa olsun ondan uzak durmaktır derdim. Bu konuda yaptığım araştırmalarda yine Dr. Mehmet Öz’ür tavsiyelerine rastladım. Her zaman ilaç kullanmayı en sona bırakmak istediğimden öncelikli tercihim bitkiler, bitkisel kürler, baharatlar olmuştur. Mesela Mehmet Öz unutkanlığa karşı patlıcanın çok iyi bir sebze olduğunu söylüyor. Hatta bu unutkanlığın en iyi ilaçlarının baharatlar olduğu biliniyormuş. Bunlar da hardal, köri ve sarı safranmış. Bu baharatların Alzheimer hastalığına yakalanma riskini yüzde 25 oranında azalttığı bilinmekteymiş. Baharat severler için bu çok güzel bir bilgi. Bu baharatlar rahatlıkla mutfakta kullandığımız baharat çeşitleri zaten. Hem lezzetliler hem de her zaman bildiğimiz gibi sağlık deposu.
Konu baharat olunca bıkmadan tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum onları ne kadar dikkatli bir şekilde almamız ve tüketmemiz konusunu. Tümü olmasa da bazı baharatlar çok çabuk bozulabiliyor, bunun için her zaman büyük bir titizlikle işlenip ambalajlanmış, tek dolumluk olan baharatları seçin lütfen. Bu konuda sizlere hiç çekinmeden Kotanyi’nin tek kullanımlık baharat serisini tavsiye edebilirim. Hem içiniz rahat olur kullanırken, hem sağlığınız yerinde.
Birde bu baharatları kullanınca hafızanızda yerinde olacak daha ne olsun
Sirkenin Faydaları
Çocukluğumdan beri sirke hakkında tek hatırladığım şey , ateşli günlerimde annemin o sirkeli suya batırdığı kocaman havluyu başıma koyması ve benim “Allah’ım noolur iyileşeyim bir an evvel” diye ettiğim duadır
Ne keskin kokusu vardır sirkenin öyle, ne kadar sert. Sürekli ateşli bir çocuk olarak büyüdüğümden herhalde ne zaman bir sirke kokusu duysam aklıma annemin o koca havlusu gelir
Bu yüzden belki pek aram yoktur sirkeyle, kızımın ateşi çıkınca hemen bir kolonyalı su yaparım sirkeye haksızlık yaparak.
Çocukluk ateşlerim bitti diye, büyüdüm diye sirkeden kurtulmuş saymıyorum kendimi tabii ki. Şimdi de salatasını sirkesiz yemeyen bir eşim var maalesef. Başlangıçta bıraksanız, yağ ve limon yerine de sirke kullanırdı neredeyse ama yıllar geçtikçe ben bu oranı iyice azaltmayı başardım. Şimdi normal ölçülerde ama yine o keskin kokuya sahip salata soframızda bulunuyor.
Ben bu yazıyı aslında biraz da utanarak yazıyorum biliyor musunuz? Çünkü artık sirkenin gerçekten bir mucize olduğu, özellikle kanserle savaşta tam bir mücahit olduğu kesinleşti ve sirke artık insanoğlu için sihirli bir iksirden farksız günümüzde. Şimdi sirkenin faydalarını yazsam belki bu sayfanın yarısını kaplayacaktır. Sirke soğuk algınlığından tutunda iştahsızlığa, böbrek taşından kansızlığa , astım ve solunum hastalıklarına, bronşite, mikroplara karşı savaşta ve daha bir çok hastalığa derman oluyor. Sadece tedavi edici özelliği değil, temizleyici özelliği de var sirkenin. Halıların, parkelerin, mutfaktaki tencerelerin parlayıp temizlenmesini sağlıyor, yetmiyor bir de saçlarınızı onunla yıkarsanız hem pırıl pırıl, hem de beslenmiş saçlara sahip olabiliyorsunuz.
Sirkenin o keskin kokusunu bir yana atarsanız gerçekten de mucizeler yaratan bir besin, bir iksir bu sirke. Erkan Topuz’un tavsiye ettiği gibi : sebzelerin yıkama suyuna döktüğünüz bir miktar sirke o sebzelerin tüm mikroplarını kırıyor, halınızı sildiğiniz suya eklemeniz halıdaki pestisitleri (tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs.) yok ediyor, yıkanan bulaşıkları sirkeli sudan tekrar geçirince zararlı kimyasallar ölüyor. Tek bir ürünün bunca zarardan koruma özelliğine sahip olması gerçekten mucize.
İki çeşit sirke var, elma sirkesi ve üzüm sirkesi. İkisi de lezzet açısından birbirine eş değer, ikisi de içine girdiği yemeğe ayrı bir hava veriyor. Biz evde en çok üzüm sirkesini tercih ediyoruz ancak bilinen bir şey var ki elma sirkesi bir çok özelliği bakımından daha çok tercih ediliyor ve uzmanlar tarafından daha çok öneriliyor. Ben bugüne kadar elma sirkesini hiç denememiştim ama daha iki gün önce elma sirkesinin özellikle sirke kokusundan hoşlanmayanlar tarafından kullanılması önerildiğini öğrendim. Çünkü daha az, daha hafif kokusu varmış. Ee biraz hayıflandım tabii, niye daha önce keşfetmedim ben bunu diye. Elma ve üzüm sirkesinin vücudumuza faydaları aynı ancak elma sirkesinin benim çok sevdiğim bir faydası daha var ki o da zayıflamaya yardımcı olması. Evet, elma sirkesi metabolizmanın sağlıklı işleyişini sağlıyor ve yağlarınızın daha hızlı yakılmasına neden oluyor. Süper!
İster hijyen için, ister lezzet için, hangi amaçla kullanmak isterseniz isteyin dolabınızın bir köşesinde mutlaka bir şişe sirke bulunmalı, ben bunu anladım sonuç olarak. Sırf o keskin kokusuyla karşılaşmayım diye fazla kullanmayıp, kullanılınca da mırın kırın ettiğim için artık kendime çok kızıyorum. Hem bu koku olayını da bir şekilde çözdüm ben son zamanlarda. Sizlere daha önce de bahsettiğim Kotanyi baharatlarının, kokulu sirke çeşitlerini keşfettim kısa bir süre önce. Kotanyi’nin kokulu elma sirkesi, ahududu kokulu sirke ve kokulu sirke olarak üç çeşit sirkesi bulunuyor. Ben kokulu elma sirkesinin, hem faydalarından yararlanmak, hem de o keskin kokusundan uzak durmak isteyenler için ideal bir ürün olduğunu düşünüyorum. Hem hoş bir aroma hem de onca güzel özellikler bir arada. Şişenin sterilliğinden, ürünün güvenilirliğinden bahsetmeme bile gerek yok biliyorsunuz.
Doğa bize gerçekten büyük mucizeler sunuyor, ya farkına varmıyoruz veya ufak tefek kusurlar bulup göz ardı ediyoruz. Sirkede bu göz ardı ettiğimiz mucizelerden biri bence. Ve ben artık bu mucizeyi her zaman evimde istiyorum. Sizde ihmal etmeyin bunu.
Bu işe en çok eşim sevinecek galiba
Islak Mendiller Tehlike Saçıyor
Merhaba arkadaşlar,
Bugün aslında daha rahat, daha keyifli şeylerden bahsetmek için oturdum bilgisayarımın başına. Hava yağmurlu, gri bir gökyüzü altındayız, kızımla beraber balkondayız ve gökkuşağının çıkmasını bekliyoruz
ama güneş o bulutların arkasında sıkışmış kalmış, gücü yetmiyor ki şöyle onları kenara ittirip bize yüzünü göstersin!
Kızım o anda soruyor “- Anne, güneşte mi az yemek yiyor ?
”
Yani kendi kabahatine bir yoldaş arıyor. Çok keyifliyiz anlayacağınız, çok. Bu yağışlı hava , evin içinde bile yeni aldığımız kolluklarıyla gezen, bir an önce denize atlamak isteyen kızımın keyfini bile bozamıyor. Balkon keyfinden sonra ben ıslak mendille eline yapışan çikolatayı siliyorum ve artık içerdeyiz.
Aslında bu yumuşak öykünün sonunun ıslak mendille bitmesinin bir alakası var çünkü evin bir çok köşesinde, özellikle kızımın doğumundan sonra evin her noktasında, çantamda, banyoda, mutfakta, arabada, salonda bile her an hijyen olma derdiyle bulundurduğum ıslak mendillerin aksine daha da zarar verebileceği hakkında bir haber gördüm bugün. İnanılır gibi değil !
Eskiden ne yalan söyleyeyim bu kadar sık kullanmazdım ıslak mendili. Kızımın doğumundan sonra ne zaman bez değiştirme macerası başladım işte o zaman eve kutu kutu bu mendillerden girdi. Sonra bir bağımlılık haline geldi ki sormayın, üstelik çok pratikler ve her an elinizin altında bulundurulabiliyorlar. Su ve sabunun olmadığı yerde benim için tam bir kurtarıcı olmuştur. Bebek için ilk kullanmaya başladığım zamanlarda içindeki alkol oranına, boyar madde içerip içermediğine dikkat ediyordum elbette. Çünkü bebek teni ayrıca dikkat isteyen bir cilt ve daha nazik olunması gerekiyor temizliği konusunda.
Islak mendillerde ki bu durum gerçekten önemli. Ürünün dermatolojik ve klinik testlerden geçip geçmediği, içerisinde boyar madde olup olmaması, PH değeri, hipoalerjenik olup olmadığı, ürünün izin ve denetim belgelerinin olup olmadığı, imal aşaması vs. gibi bir çok ayrıntının bilinmesi gerekiyor. Çünkü artık ıslak mendil pazarı da oldukça genişlemiş durumda. Sadece günlük hijyen için elleri silmek için kullanımın yanı sıra bir çok kullanım alanı doğmuştur. Sadece bebeklere özel ıslak mendiller, mini cep mendilleri, büyük havlu mendilleri, makyaj temizleme mendilleri, genital bölge temizliği için mendiller ve daha bir çok alan yaratılmıştır mendil pazarında. Hal böyle olunca, hijyen artık herkes için önemsenir bir konu olunca firmalar da bu yönde kendilerine bir yol açtılar.
Bu pazarda bir çok firma var ve bunların işlerini ne kadar ciddiye aldıklarını araştırıp buna göre alışveriş yapmak da biz tüketicilerin dikkatine kalmıştır.
Benim etkilendiğim yazıya göre “ıslak mendillerin içerisinde bulunan bir çok koruyucu maddenin tahrişe ve kızarıklığı yol açtığı, özellikle tahriş olmuş ciltte kullanılmaması gerektiği” söyleniyordu. Araştırmaların sonucu gerçekten önemli çünkü sanıyorum ıslak mendil en çok bebeklerde ve çocukların tuvalet sonrası temizliğinde kullanılıyor ki uzmanlara göre asıl banyo ve tuvaletten sonra kullanmamak gerekiyor. Çünkü ıslak mendiller ıslak cilt üzerinde daha fazla tahrişe yol açabiliyorlar.
Peki ne yapmalıyız? Bunun için bir çok alternatif vardır elbette. Yolda yürürken dondurma yiyen çocuğunuzun suratını düşünün : Yüzünde kocaman bir leke , burnunun ucundan tutunda eli, kolu, beş duyu organını o şekerli dondurmaya bulamıştır değil mi?
. Sizinkini bilmem ama benim kızım hala böyle yiyor dondurmayı. Sokak ortasında kimse elimize su dökmeyeceğine göre hemen şak diye bir mendil çıkarıp çocuğun suratını cillop gibi yapıveriyorsunuz değil mi? İşte tam bu anda kullanacağınız mendili dikkatli seçersek bir sorun kalmıyor sanırım. Piyasa da bu mendillerin daha büyük ve güvenilirliği kanıtlanmış markaların organik içerik ihtiva eden mendilleri var. Bazıların da doğal yağlar kullanılıyor, badem yağı, losyon gibi yumuşatıcı özellikler içeren mendiller var. Buna rağmen “ben artık kullanmam” diyorsanız ki ben de artık böyle düşünüyorum çünkü konu sadece cildin tahriş olmasından ibaret değil. Bunu başka bir yazıda yine uzun uzun paylaşmak istiyorum, bir çok büyük firmanın ürettiği ıslak mendillerin içeriğinde bile bir çok kanserojen madde bulunmuş ve firmalar bir dönem ayağa kalkmıştı. Evet , kanserin yanında hafif bir tahrişin ne önem var ki?
Galiba en güzel ve en güvenilir yöntem, evde zaten su ve sabun her an elimizin altında. Rahatça hijyenimizi sağlayabiliriz. Dışarısı için ise şu steril gazlı bezden eczanelerden paket paket almak ve dışarı her çıkışımızda çantamızda minik bir şişe su ve bir paket gazlı bez taşımak. Bu bezlerin kullanımı da çok rahat. Minik parçalar halinde bulunuyor paketlerin içinde. Çıkarıp hemen suyla ıslatmak sadece bir dakikanızı alır ama en azından içiniz rahat kalır, endişeniz olmaz acaba çocuğuma ya da kendime zarar veriyor muyum? Korkunuz olmaz. Herşey biraz daha istekli olmanıza bağlı.