Archive for Haziran, 2010
Mehmet Öz’den Hayat Kurtaran Öneriler
Merhaba arkadaşlar,
Belli belirsiz olan havanın ritmine ayak uydurmakla geçiyor günlerim son zamanlarda. Birkaç hafta sıcaklar bastırdı ben hemen dırdıra başlamıştım
Dırdır eden sen misin? Diye bir uyarı geldi galiba ki yağmur indi tepemize. Ama ne yağmur! Kafamızı kapıdan çıkarmak mümkün olmadı böyle zamanlarda. Eğer evde mahsur kalıyorsanız (kızım olmasa bir dakika durmam) , yağmur dışarı çıkmanıza imkan vermiyorsa tek çare evde televizyonla baş başa kalmak oluyor galiba. Bizde kızımla öyle yaptık. Bıktırana kadar çizgi film seyrettirip üstüne bir de özetlerini anlattı bana.
İşte televizyonla samimi olduğum zamanlarda bir şey dikkatimi çekti. Son zamanlar da zaten sık karşılaşır olmuştuk onunla. Bir çok televizyon programında hatta ana haber bültenlerinde bile açıklamalarda bulunuyor bu günlerde. Mehmet Öz. Columbia Üniversitesi’nde Başkan Yardımcısı ve Cerrahi Profesörü. Hippocrates Magazin Dergisi’ne göre “Yılın Doktoru”. Mehmet Öz son günlerde tıpkı Erkan Topuz gibi insanları sağlık ve beslenme konusunda bilinçlendirmek için ciddi uğraşlar veriyor. Mehmet Öz gibi kariyeri bu kadar sağlam birinin açıklamalarını, uyarılarını önemsememek mümkün değil.
Mehmet Öz geçen akşam Star Ana Haber’e konuk oldu, Uğur Dündar ile bir röportaj yaptı. Konuşmasının en vurgulu cümlesi şuydu : “Beslenme şeklimizi düzene sokarak Türkiye’deki kanser riskini %30 azaltabiliriz!”. Bu harika bir açıklama. Aslında bitkilerin ne kadar faydalı, ne kadar güçlü tedavi edici özelliğe sahip oldukları uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Ülkemizdeki kanser oranının artması da tamamen bu renki, yeşil ve faydalı bitkilerin çok az tüketilmesine bağlanıyor. Bu kadar verimli topraklara sahip, bu kadar ürün çeşidine sahip bir ülkede hem böyle lezzetlere sahip olup hem de onları yememek, onlardan faydalanmamak akıl alır şey değil. Ben bunu sadece bir ‘hamur işi’ bağımlısı olmamıza bağlıyorum
En azından sebzede yesek, taze bitkilerden yapılan yemeklerden de yesek yanında bir oturuşta birkaç dilim somun ekmeğini yiyoruz ki bu bile çok yanlış Mehmet Öz’e göre. Ekmeği bile tam tahıllı olarak yapılmış, bol lif içeren bir malzemeyle üretilmesi gerekiyor. Bu bizim insanımız için zor değiştirilebilecek bir alışkanlık ama artık hızla ilerleyen kanser tehlikesi için acilen uymamız gereken önemli kurallardan da bir tanesi.
Mehmet Öz bu söyleşisinde ardı ardına o kadar çok önemli bilgiler verdi ki her biri için ayrı ayrı bir yazı sayfası açsam ancak paylaşabilirim sizinle. Benim özellikle ilgi alanıma girdiğinden ben en çok baharatlar konusunda dikkat kesildim ve içim biraz daha rahatlattı. Bir baharat düşkünü olarak baharatların aslında zararlı olmadığı ( özellikle kırmızı biber), sadece aflatoksin bulunan baharatların vücuda ciddi zarar verdiğini, hatta mide kanserine bile yol açabildiğini söyledi Mehmet Öz. Zaten özellikle bu kırmızı pul biberin kanserojen olup olmadığı konusu uzun süren tartışmalara neden olmuştu ve en son yapılan araştırmalar da yine kırmızı biberin aklanmasını sağlamıştı. Sadece kırmızı biber için değil, tüm baharatlar için geçerli olan tek şey, dikkatli, titiz, sağlıklı bir şekilde üretilip, işlenmeleri. Güvenilir elde üretilen baharatın vücudumuz için zararı değil çok büyük faydaları oluyor bilinenlerin aksine.
Mehmet Öz’ün önerdiği bazı baharatlar şunlar mesela : Bir araştırma; adaçayı, biberiye, kekik ve mercanköşk baharatlarının bir salataya en fazla antioksidan güç katan şifalı bitkilerden olduğunu kanıtlamıştır. Hatta taze mercanköşk (oregano), salatanın antioksidan oranını ikiye katlayarak ona hafif tatlı bir tat da katar. Her ne kadar vücudunuzda var olan antioksidanlar (katalaz, glutation ve SOD) hücrelerinizin en kuvvetli bekçileri olsa da; şifalı otlar ve baharatlar onların en kuvvetli yardımcılarıdır.
Artık mutfağımızdaki yemek pişirme yöntemlerini, beslenme alışkanlıklarımızı tekrar gözden geçirsek çok iyi olacak. Ben bu konuda hiç gecikmek istemiyorum. Erken alınan önlem gerçekten hayatı kurtarıyor. Mehmet Öz’ün tavsiyelerini kendi ağzından dinlemek isterseniz bu linke bakabilirsiniz: http://www.divxizle.org/video/15739.html
Sedef Hastalığı İçin Taze Baharatları Deneyin
Hepinize tekrar merhaba,
Yazılarıma bazen olduğundan da fazla ara veriyorum, fark ediyorum bunu ama sıcakların başlaması ve kızımın denize girme deliliğiyle baş etmeye çalışıyorum bu günlerde. Eğer üç günden fazla ara verirsek şayet denize gitmek için, o zaman kıyamet kopuyor evde “- bu ne biçim tatil anne böyle?” diye. Sanırsınız deniz çocuğu. Aslında bu yüzme tutkusu hoşuma gidiyor ama hala bu yaşta yüzme bilmeyen bir anne olarak yedi yaşındaki kızımın, denizin ortasında , onca milletin içinde “-korkma gel anne, tut elimden, ben seni korurum “ diye bağırmasından hiç mi hiç hoşlanmıyorum
Asıl derdim bu işte arkadaşlar.
Yaz sıcakları iyice bastırınca günlük yaşam düzenimiz gibi mutfak ve yemek düzenimizde değişti artık. Bunu özellikle yapmaya çalışıyorum. Diğer yazılarımda da sık sık bahsediyorum biliyorsunuz, sebzelerin ,meyvelerin, taze baharatların ne kadar sık tüketilmesi gerektiğini, ne kadar faydalı olduklarını, inanılmaz derecede tedavi edici özellikleri olduğunu anlatmaya çalışıyorum sizlere. Bizim evde önüne tabakla (mümkünse tek tek dilimlenmiş, bir lokmalık hale getirilmiş olarak) servis edilmeyince meyve nedir aklına gelmeyen bir eşim, annesi yemediği için kendiside meyve ve sebzelere yabancı kalmış bir kız çocuğu var. Temizlik, sağlık, hijyen konularında takıntılıyım ancak iş sebze ve meyvelere gelince durum değişiyor ne yazık ki. Ha şöyle bir şey var onları çok güzel yıkıyorum
Sirkeli sularda bekletip, yıkayıp kurulamakta süperim. Sadece onları yemek gibi bir sorunum var-dı artık yok. İçim almasa da bir oturuşta bir porsiyon meyve tüketebiliyorum artık, evdekilerde bu değişime ayak uydurmaya başladılar bile.
Gerçekten bitkilerin faydaları öyle çok ki anlatmakla bitecek gibi değiller. Ve ben bu özelliklerini öğrendiğim zaman her defasında şaşkınlığa uğruyorum doğanın bu mucizeleri karşısında. Misal; bu sabah en büyük ablamla ( biz yedi kardeşiz çünkü !) konuşurken, yine vücudundaki sedef rahatsızlığından bahsetti. Ablamın hem obez hem hipeaktif olan 15 yaşında bir oğlu var. İşte bu bizim fırlama yeğenin enerjisini kaldıramayan ablamın vücudunda bir süre sonra sedef hastalığı nüksetti çünkü Sedef hastalığı, sinirsel spazmlar sonucunda bağışıklık sisteminin bozulmasından ötürü ortaya çıkıyor. Tamamen sinirsel yani.
Bu iri cüsseli ergen yeğenimin iştahını da, yediği hamburgerleri de daha sonra bahsedeceğim mutlaka ama bugün ablamın biraz rahatlaması için biraz araştırma yapayım dedim. Yine karşıma her zaman olduğu gibi bitkiler çıktı.( http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/15042249.asp?gid=245) Her derde deva oldukları gibi bir çok bitki de özellikle sedef hastalığına karşı çok etkililermiş. Sedef hastalığı için taze baharatları denemek lazım.
Tabiî ki öncelikle hastalığın bir doktor tarafından teşhisi şart. Teşhisten sonra da kişinin vücuduna göre özel olarak belirlenmeli hangi bitkinin veya bitki özünün nasıl kullanılacağı. Çünkü herkesin vücudu farklı özellikler gösteriyor, tansiyon, şeker gibi çeşitli hastalıklara sahip olup olmadığı belirlenip ona göre bir uygulama yöntemi çizilmeli.
İşte bu bitkiler şunlar: Meyan kökü, çörek otu, karabaş otu, oğul otu, ısırgan yaprağı, rezene, civanperçemi gibi bitkiler sedef hastalığının tedavisinde kullanılan bitkilerden. Uygulanmaları ise çok kolay, kaynar suya bir tutam atılıp, on dakika demlendirilip çay olarak tüketiliyor. Sadece içilmekle kalmıyor, bu bitkilerin özünden yapılan yağlarda vücudu dıştan tedavi ediyorlar. Yine çay haricinde, bu bitkilerin saf özleri de kullanılabiliyor. Ve deniz demişken, deniz suyu ve güneş de sedef hastalığı için çok faydalı iki unsurmuş. Son olarak da sinirlere hakim olmak gerekiyor galiba
Sırf bu yüzden galiba ablam bir türlü kurtulamadı bu sedef hastalığından. Çünkü bizim ergen yeğen büyüdükçe sadece boy atıyor ve bol bol kilo katıyor kendine. Huyu ise aynen devam ediyor.
Sizinde sabrınızı zorlayan bir eş, bir aile, bir evlat veya bir işiniz olabilir. Ancak eğer söz konusu sağlığınız ise bazı şeylere biraz boş verip canınızı daha fazla önemsemeniz gerekiyor bence. Birde doğanın sunduğu bu doğal ilaçları bol bol tüketip daha sağlam atmalısınız her adımınızı.
Sağlıklı ve sakin günler diliyorum herkese..
Saç Boyaları Kanserojen Mi?
Yaz geldi işte nihayet. Aslında daha önce de anlattığım gibi benim mevsimim asla yaz değil. Bunca sıcak, bu bunaltıcı hava, yapış yapış hali, serinlemek için su samuru gibi her daim suyun içinde yaşamak isteme hali hiç bana göre değil, hiç ! Ama doğada bir çok şeyde olduğu gibi mevsimleri de seçme gibi bir lüksümüz olmadığı için halime şükredip, mızıldanmadan edebimle oturmaktan başka çarem yok maalesef.
Hijyenanne lakabını layıkıyla yerine getirmeye çalışıyorum bir yandan da. Kızımın bu sıcaktan etkilenmemesi, toz toprak içinde boğulmaması, güneşten çarpılmaması gibi bir çok tehlikeye karşı onu nasıl koruyacağım diye bin bir telaş içinde geçiriyorum bu aralar günlerimi. Yaz mevsimi özellikle yaşlılar ve çocuklar için risklidir derler, doğrudur da. Ancak kadınlar için de risklidir bence. Hele de süsüne püsüne düşkün kadınlar için büyük risktir. Ne alaka hijyenanne ? Elbette öyledir.
Denize girersiniz, çıktığınız anda cildiniz kuruyuverir. Kreminiz yetersizse, yahut da güneş altında biraz fazla keyif yapayım derseniz, cildinizde güneş lekeleri beliriverir. O kahverengi şeyler bir yandan sizi sinir etmeye devam ederken bir yandan da bakmışsınız ki güneş o yüzünüzdeki kırışıklıklara bir iki yenisini daha eklemiştir. Yaza daha güzel gireyim diye saçlarınızı boyarsınız, mis gibi istediğiniz renge. Hem deniz suyu hem güneş, ikisi bir olup soldururlar o canım parlak saçlarınızı. Deniz suyuna bile gerek yok, güneşli havalarda geçireceğiniz 15-20 gün bile yeterlidir soluk saçlara sahip olmanız için. İşte bunun gibi onlarca daha neden sayabilirim kadınların yaz mevsiminden neden bunaldığını anlatabilmek için.
Şu an size anlatabileceğim ilk sorunum saçlarımın nasıl mısır püskülü gibi olduğu, nasıl son bir aydır Rapunzel gibi saçaklı hale geldiğimdir. Elbette güneş ve deniz el ele yol açtılar bu duruma bunu biliyorum. Bugün alışveriş merkezine gidip yeni bir boya alarak kendime çekidüzen vermeye karar verdim. Ama inanın saç boyamaya karar vermek, hangi saç boyasını alacağınıza karar vermekten çok daha kolay. O kadar çok marka saç boyası var ki insan karar vermekte zorlanıyor. Tüplüsü, fırça ile sürüleni, organic olanı (ki bu elbette artık daha çok tercih ediliyor sağlık açısından ) vs. çeşit çeşit ürün seriliyor önünüze. Güzel olmak biz bayanlar için elbette çok önemli bir şey ancak güzellik uğruna sağlığımızı da yabana atmanın bir manası da yok. Bu nedenle her birinin içeriğini tek tek inceledim. Daha evvel saç boyası almaya karar verdiğimde öncelikli olarak en kolay uygulanabilir olanını seçmeye çalışırdım. Şimdi artık öyle değilim, sağlık, hijyen konusunda daha dikkatli daha titiz olmaya çalışıyorum çünkü kızımla beraber uzun yıllar yaşamak istiyorum, bilmem anlatabiliyor muyum?
Saç boyaları için yıllardır bilinen yaygın bir inanç vardır. Bu inanışa göre “saç boyaları kanser yapar” bizleri. Bunu 2001 yılında Amerikalı çevre örgütü EWG , tam 981 saç boyasını inceleyerek ortaya koymuş. Bu araştırma sonunda, boyarda kullanılan tam 22 maddenin kanserojen olduğu belirlenmiş ve bunun üzerine de AB komisyonu tarafından saç boyalarında bu maddelerin kullanımı yasaklanmış. 22 ürün dışında 115 ürünün güvenilir olduğuna ve kullanılabileceğine karar verilmiş. Bu incelenen ürünler arasında Türkiye’de satışı bulunan ürünlerde var. Buraya kadar hepsi çok iyi çünkü insan sağlığı için son derece gerekli ve güzel bir adım atılmış. İşte bundan sonrası üretici firmaya ve o firmaların ürünlerini alan biz bayanlara kalıyor.
Saç boyanızı alırken mutlaka Türkiye’deki Kozmetik Mevzuatı”na uygun olmasına dikkat edin çünkü Türkiye Kozmetik Mevzuatı da Avrupa Birliği ile uyumlu şekildedir. Bir kozmetik ürünün Türkiye’ de satılabilmesi için 76/768/EEC Avrupa Birliği Kozmetik Direktifine uygun ve diğer ülkelerde de serbestçe satılabilen bir ürün olması gerekmektedir. Ünün üzerinde bulunan bilgileri mutlaka okuyun ve çok iyi inceleyin. Çünkü biraz fazla dikkat büyük bir tehlikeden geri döndürebilir sizi. Hem sağlıklı hem de güzel olmak hiç de zor değil.
Hepinize bol güneşli yaz günleri diliyorum..
http://www.sacbakimi.org/sac_bakimi_detay.asp?id_sac_bakimi=1382
Meyve ve Sebzeler Şifa Deposu
Merhaba sevgili okurlar,
Sıcağın artık bizi ‘perişan’ hale getirmeyi başardığı günleri yaşamaya başladık. Yaz mevsimini çok sevenler için sorun yok, denize sıfır mekanlar da yaşayanlar içinde sorun yok elbette ama deniz suyu bile bazen yetersiz kalabiliyor. Yine de sorun değil, bakmayın siz benim dır dır ettiğime, güzel mevsimdir yaz. Her şeyi bol bol yaşarız, bol eğlenir ,bol bol yeriz, bol bol gezer tozarız. Biz henüz tatil havasına başlayamadık. Yaklaşık bir yirmi günümüz daha var ve bu yirmi gün evin içinde kızımın ‘ooffff anne sıkıldım yaa!’ diye söylenip durmasını bekleyeceğim maalesef.
Gezip tozmanın dışında yaz mevsiminde topraktan resmen bereket fışkırır. İşte benim en sevdiğim özelliğidir bu mevsimin. Aklınızın alamayacağı kadar çok meyve ve sebzelerle dolup taşar pazarlar, manavlar. Ben özellikle meyvelerin bulunduğu yerde ayakta şöyle bir dikilip seyretmeye bayılırım
Bana çok kızacaksınız biliyorum ancak benim meyve düşkünlüğüm ancak bu şekilde seyretmekle sınırlı kalıyor. Bu durum maalesef sebzeler içinde geçerli. Oysa hepsi ne çok faydalı olduğunu iyi biliyorum ama alışkanlık kazanmamışım bu konuda. Bir hijyenanne olarak , sağlıklı ve temiz bir yaşam ortamı sağlamakta ne kadar titiz olduğumu herkes biliyor ancak ben sadece kendimde bu titizliği gösteremiyorum ki bunu üzülerek söylüyorum. Kızıma ne bulursam yedirmeye çalışıyorum, hatta eşime bile bin bir dil dökerek sevmediği sebzeyi ya da meyveyi tabağına doldurabiliyorum. Ancak iş kendime gelince ne büyük bir eksiklik yapıyorum değil mi?
Artık yaşımız gerçekten hızlı bir şekilde ilerliyor (yok beklemeyin, yaşımı söylemeyeceğim!). Özellikle şu 30’ dan sonrası uçarak gidiyor. Ve bu yaş pıtır pıtır ilerlerken küçüklü büyüklü hastalıklar sessiz sessiz vücudunuza yerleşmeye başlıyor. Bazılarını şanslıysanız hemen fark edip yok edebiliyorsunuz ama bazıları için onlardan hemen kurtulmak çok zor olabiliyor. İşte bu sinsi rahatsızlıkları azaltabilmek hatta bu hastalıklara yakalanmamak için bu sebze ve meyveler aslında ne büyük bir kurtarıcıdır böyle. Bırakın sofrada, pazarda bile görsem burun kıvırdığım bazı sebze ve meyveler gerçekten bizler için özellikle tasarlanmış, özellikle yaratılmış ürünler.
Bilirsiniz Prof. Dr. Erkan Topuz yıllardır bu sebze ve meyvelerin nimetlerini anlatır durur. İster dinlersiniz, ister dinlemezsiniz ama o yılmadan usanmadan anlatır. Bakın bir kongrede hem de tam bir meyve cenneti Antalya’da yapılan bir kongrede neler anlatıyor:
- Her gün yiyeceğiniz brokoli, karnabahar, kıvırcık salata, mantarı ,shiitake mantarı, beyaz lahana, kabak ve domates sizi mide kanserinden korur.
- Siyah üzümü çekirdeğiyle beraber bol bol tüketin. Çünkü kabuğunda ve çekirdeğinde vesibretrol denen çok özel bir madde var ve bu madde sizi doğrudan kanserden korur.
- Isırgan kökü kanserle mücadelede çok etkendir.
- Deve dikeni karaciğer kanserlerini tedavi edebiliyor, tümörleri küçültebiliyor.
- Yapılan araştırmalar kekik, çörek otu ve keten tohumunun da kanserden korumada etkili olduğunu gösteriyor.
- Havuç suyu, nar suyu, domates, ev yoğurdu, peynir, kayısı, kara üzüm, brokoli, kırmızı ve beyaz lahana, karnabahar, maitake mantarı, kıvırcık salata, semizotu, şalgam suyu, acı biber, keten tohumu, çörekotu, muz, ananas, soğan ve özellikle de sarmısak kanserden koruyor.
Hal böyleyken hala ‘onu yemem, bunu yemem’ demek ayıp oluyor değil mi? Üstelik bu bilgileri tüm uzmanlar, tüm doktorlar onaylıyor ve hastalarıyla paylaşıyor. Aslında düşününce toprağı bu kadar zengin, bu kadar bol ürüne sahip bir ülkede yaşadığımız için ne kadar şanslıyız diye de düşünmemiz gerekiyor. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir konu daha var. Bu sebze ve meyveler ne kadar şifa deposu olursa olsun hormonsuz olanları da seçmek gerekiyor. Tazelerin doğal olması, kurutulmuşların ise sağlıklı bir şekilde işlenmesi gerekiyor. Bunlara da dikkat ettikten sonra hastalıklardan da kurtulmak çok daha kolay olacaktır gerçekten…